Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Aşkın İki Hali

Aşkın İki Hali

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 23 Ağustos 2017 Çarşamba Saat : Ağustos 23, 2017


Bana göre aşk; insanlığın gelişimiyle hareket eden, toplumsal konum ve koşullara göre nicel veya nitel değişiklik gösteren ve diğer şeylerde olduğu gibi bunda da bir evrensel ve özgün yan bulunan hareket halindeki bir sosyal bilinç formudur.

Çoğu insanların savunduğu "Sevgi, aşktan daha güçlüdür, daha uzun yaşamlıdır, vb…" eksik kıyas kaynaklı yanılgılı iddialarını makalemin dışında tutuyorum ve aşkın iki haline değinmek üzere devam ediyorum.

Makalemin başlığına bakarak kimyasal veya dilbilimsel bir analiz yapacağımı düşünmeyin. İnsanın en büyük ve en önemli psikolojik yapılarından birine ve bunun yansıması olan bir edimine değinmeye çalışacağım.

Eğer konuyu ciddi bir incelemeye alırsak, en sonunda, birbirlerine tamamen karşıt konumda olan iki tür aşk ile karşılaşacağımız kesindir: Burjuva Aşkı ve Proleter Devrimci Aşk!

Bu iki aşk türünün altındaki renkler kimi zaman birbirlerine karışsa ya da karıştığı için kimileri tarafından net görül(e)mese de, sonuç olarak, iki aşk dışında bir aşkın olamayacağı (en azından benim gibi düşünen insanlar için) kesindir.

Burjuva aşk örnekleri esas olarak iki başlık altında toplanır:

1] Cinsel ilişkiye denk düşen aşk anlayış ile,
2] Cinselliğin dışındaki kimi bireysel çıkar[lar]a denk düşen aşk anlayışı...

1] Cinsel İlişkiye Denk Düşen Anlayış

Cinsel ilişki yaşamın her alanında ve bizlerden “bağımsız” olarak vardır. Doğal olarak varlaştığı için doğanın, dolayısıyla da bizim bir parçamız olarak bulunmaktadır. Konunun etik, hukuksal vb. boyutu bir tarafa, bizler sadece âşık olduklarımızla değil, olmadıklarımızla da (başta heteroseksüel ilişki olmak üzere lezbiyen ve homoseksüel olarak da) cinsel ilişkiye girebildiğimiz için, aşk ile sınırlı değildir. Kötü ve yanlış olan cinsel ilişkinin aşk ile sınırlanması, ya da, tersten düşünecek olursak, aşkın cinsel ilişki olarak algılanması ve uygulanmasıdır.

Bu konuda onlarca örneği her an olmak üzere binlerce örneğini mankenlerimiz (sağ olsunlar!) bizlere sunmaktadırlar. Kendisi için iyi geçmiş bir cinsel ilişki (zamanı), çok iyi bir aşktır. Cinsel ilişki bittiği an, diğer ilişkiler de biter.

Allı-pullu mankenlerimize, barlarda - pavyonlarda jigololuk yapanlara ve siyasal ve / veya ekonomik olarak biraz üst düzeylere baktığınız zaman ne demek istediğimi hemen anlarsınız.

2] Bireysel Çıkara Denk Düşen Anlayış

Karşımdaki kişinin güzelliğine veya yakışıklılığına (fiziki görünüm) aşık olabilirim, servetine (parasal yetersizlik) aşık olabilirim, bilgisine (bilgi eksikliği) aşık olabilirim, nezaketine (sosyal davranış eksikliği) aşık olabilirim, cesaretine (psikoloji başta olmak üzere diğer konulardaki epistemolojik hamlık) aşık olabilirim, espritüelliğine (gülme / mutlu olma yetersizliği) aşık olabilirim vb., vb... Binlerce örneği var bu saydıklarımın.

Bir insanın güzel [veya yakışıklı] olması demek, ille de o insanın bizim anlayışımıza uygun olması demek midir?
Tabi ki hayır!

Bir insanın zengin olması demek, ille de o insanın bizim anlayışımıza uygun olması demek midir?
Tabi ki hayır!

“Ayaklı ansiklopedi” de diyebileceğimiz kimi insanların muazzam bir bilgiye sahip olması demek, ille de o insanın bizim anlayışımıza uygun olması demek midir?
Tabi ki hayır!
Çoğaltabiliriz bu örnekleri...

Buradaki aşkın temelini demek ki aslında bireyin kendi eksikliği belirlemektedir. Kendisini “tamamla(t)mak” istemektedir. Bu aşkın anlamı ve zemini budur! Başka hiç bir alanda bulamayacağınız kıskançlığın dolu dizgin at koşturduğu yer de burasıdır zaten. Kıskançlık, yukarıdaki nedenlerin başkalarına kaymasından kaynaklanmaktadır. Çünkü eğer "sevdiğimiz" başkasına giderse, bizi tamamlayanı da alıp götürecek, bir yanımız boş kalacaktır. Bu tür yaklaşımların sonucu olarak varlaşan “aşklar”ın, yerini çok kısa bir süre sonra olumsuzluklara, birbirlerine yönelik saldırılara terk etmesinin ve (en iyimser hal ile) mahkeme kapılarını aşındırmalarının kökeninde bu var işte. "Ayol bunlar birbirlerini deli gibi seviyolardı bee!! Ay nooldukine böyle birden bire yaa?! Vallayi annıyamadım kızz!" türü şaşkınca yaklaşımların ise sorgulamalardan uzak dedikodu yapma erekli "anlık sorular" olduğunu belirtip geçeyim.

İlerici devrimci aşk anlayışlarının çeşitliliği, yükseldiği sosyolojik zemine ve alınan, ama özellikle de benimsenen sosyalist devrimci bilinç boyutunca yukarıdaki olumsuzluklardan uzaktır. Buradan da kolayca anlaşılacağı üzere, her devrimci aşk, birçok yönüyle anlayışımıza denk düşse de, birçok yönüyle bu kavramın içini doldursa da, tamamen dolduramaması, yapısındaki değişik boyutlardaki burjuva etkilenim kaynaklıdır.

Yukarıdaki aşk örnekleri ve yükseldikleri zeminler, aslında günümüzdeki sevginin veya aşkın da bir sınıfsal niteliği olduğunun açık ispatıdır. Ya da bir başka söylemle, sınıflı toplumların olduğu gerçeğine uygun olarak sevgi veya aşk kavramı da belli bir sınıfa (veya katmana) yaslanmaktadır. Bunun en büyük nedeni ve kanıtı, (bana göre) sosyal bilinç formu olarak varlaşmasıdır.

Proleter devrimci aşkta şık falan yoktur; yalındır, "kalpte" kapı-pencere bulunmaz; labirent yollar yoktur, girilir ve yürünür... Gizli bilgilerin saklandığı ne çelik, ne de kozmik kasalar vardır. Proleter devrimci aşkın yükseldiği zeminin dokusunu “sınıfsızlık” oluşturduğu için, bu kavramın içinde de egoya ya da sınıfa denk düşen bir şey olamayacağından, insana en uygun aşk da burada, bu sınıf içinde gerçekleşmektedir. Şu an son derece sınırlı bir sayıyı içermesine karşın gerçekliğin bir yansıması olarak değişik alanlarda bunun örneklerini görmekteyiz.

Bu sınırlı sayıyı yükseltmek, öncelikle sosyalist devrimcilerin görevidir.


8 Mart 2007

0 Yorumlar:

Yorum Gönder