Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home »
Makale-2012
» İnsanlık ve Vahşilikten Kaynaklanan Akılsızlık 1
İnsanlık ve Vahşilikten Kaynaklanan Akılsızlık 1
Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 7 Eylül 2017 Perşembe Saat : Eylül 07, 2017
İ.Ö 320-250 yılları arasında yaşamış olan Strato’nun öğrencisi, döneminin yetkin bir astronomu olan Pytagoras’cı Aristarkos, kendisinden önce yaşayan filozof Aristoteles’e ait olan “Dünya, evrenin merkezidir.” düşüncesine tam karşıt bir düşünce oluşturdu. Dünya’nın Güneş’e ve Ay’a olan uzaklıkları konusunda yaptığı geometrik ölçümlerle yeni bir anlayışın, “Güneşmerkezci” bir anlayışının kurulmasını önderlik etti ancak bu anlayış yeterli bir etki yaratamadı.
Batlamyus ile yaklaşık olarak aynı dönemde yaşadığı ve İskenderiye Okulu’nun ilk biyologlarından olduğu düşünülen Herophilos, o dönemlerde sanılanın aksine, aklın merkezinin kalp değil, beyin olduğunu söyler. Ama bu da yeterli etki yaratamadı.
Yaklaşık beş yüz yıl sonra, İ. S. ikinci yüzyılda yaşadığı bilinen Batlamyus, on üç ciltlik bir kitap yazdı. Kitaplarında fizikten matematiğe, coğrafyadan astronomiye kadar pek çok konuya yer veren Batlamyus, Aristoteles’e ait “Dünyamerkezli” düşünceyi biraz daha “geliştirdi(!) ve “Evren küre biçimindedir; dünya bu kürenin merkezindedir ve başta güneş olmak üzere tüm yıldızlar ve gezegenler dünyamızın etrafında dönmektedir!” demesiyle tam on beş asır sürecek olan ve tarihte “Ortaçağ Karanlığı” olarak bilinen dönemi başlatmış oldu. Bir avuç soylular / efendiler ve ruhban sınıfı hariç, insanlık, tam on beş asır boyunca bu karanlığın akıl almaz sonsuzluğunda, akıl almaz sonsuz acılar içinde yaşamaya çalıştı; milyonlarcası işkencelerden geçti, milyonlarcası katledildi.
Kopernikus’un “Güneşmerkezli” sistemini doğrulayan Galileo, sanki “yetmezmiş” gibi Aristoteles’e körü körüne bağlılığı açıktan da reddedince kendini Roma Engizisyon mahkemesinin önünde buldu. Ağır işkencelerle “Tanrı düşmanı (siz kilise düşmanı olarak okuyun) Kopernikus’vari sapkın düşüncelerden vazgeçmesi” istenildi. Çünkü yaptığı çalışmalarla Kopernikus’un düşüncelerini daha ileriye götürerek dine ölümcül darbeler vurmuştu ki, bunun doğrudan anlamı, efendilerle ruhban sınıfının çıkarlarına “çomak sokmak”tı; tabi ki kabul edilemezdi!
Karanlık çağların efendilerinin insanlığın gelişmesini olanca vahşetiyle bastırmaya çalışmasına rağmen, artık bugün biliyoruz ki, ne dünyamız evrenin merkezidir ne de sıradan, sarı bir yıldız olan güneşimiz… “Aklın merkezi”nin kalp olduğu iddiasının inak bütünlüğü olan dinlere ait bir saçmalık olduğunu da biliyoruz. Eski dönemlerde insanlık için farklı, ama özellikle tinsel şeyler ifade eden yıldızların, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın bugün çok daha farklı şeyler ifade ettiğini biliyoruz…
Hem de bu eski karanlık çağların yeni temsilcileri emperyalistlere rağmen biliyoruz!
14 Haziran 2012







0 Yorumlar:
Yorum Gönder