Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Kültür Üzerine Birkaç Söz

Kültür Üzerine Birkaç Söz

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 2 Aralık 2014 Salı Saat : Aralık 02, 2014

Aralarında kavram kargaşasının hayli yoğun olduğu görsel, işitsel ve yazılı medyada “Kültür” kavramına ilişkin birçok açılımları görüyoruz. Her insanın (grubun, anlayışın, vb.) kendi sınıfsal duruşuna, yani “kendine göre” bir tanımlama yaptığını da görüyoruz, okuyoruz... Bu kargaşaların en önemlilerinden biri olarak “Kültür ve Sanat Yarışması” gibi başlıklar altında yapılan çeşitli boyutlardaki etkinlikleri gösterebiliriz. Bir “Sanat” yarışması düzenlenebilir ama bir “Kültür” yarışması düzenlenebilir mi?

”Kültür Yarışması” kesinlikle yapılamaz! Neden “Kültür” yarışması yapılamayacağının gerekçesini yazıyı okuyunca göreceğiz ama şimdiden bu saptamayı yapalım.

“Sanat” dediğimiz zaman aklımıza ilk önce müzisyenler gelir. Peşinden sinema ve tiyatro... Örneğin halkımızın bü­yük bir çoğunluğu yontucuyu (heykeltıraşı), vitraycıyı, eb­rucuyu, dansör ve dansözleri filan bu kavram içinde pek gör(e)mezler...

“Çok kültürlü (bilgili anlamında) insan! ” deriz örneğin. Kültür’ü genel olarak “bilgi” olarak algıladığımız için bu sözü de çok kullanıyoruz.

Gelin, tanımlamalara geçelim:

Birinci Tanımlama:
“Kültür, bir sosyolojik grubun önemli yapılarından biridir. Sosyolojik bir kimliğin olabilmesi için bir kültürün de ol­ması gerekir. Etnik yapı, kültürle doğrudan ilintilidir. Kül­tür dediğimiz şey, sosyolojik grubun dilinden, alışkanlıkla­rından, yaşam şekillerine kadar ya da dini inancından, her türlü insani ve doğal ilişkilerini kapsayan bir bütün ya da bu ilişkilerden ortaya çıkan sosyolojik bütüne verilen ad.” [1]

İkinci Tanımlama:

“Kültürü birçok şekilde tanımlayabiliriz. Örneğin; dü­şünce, konuşma ve her türlü aksiyonu içeren ürün; insanla­rın öğrenme kapasitesine dayalı; ve dille, düşünceyle ve geleneklerle her türlü bilgiyi, görgüyü, örf ve adetleri ile­riki nesillere taşıyan gelenekler dizisinin toplamıdır diye­biliriz. Eğitimle disiplinle, sosyal tecrübeyle gelişmişliğiyle kültür diyebileceğimiz gibi moral ve entelektüel gelişmiş­liğe de kültür diyebiliriz. Kültür entelektüel ve estetik ça­lışma ile elde edilen gelişmelerdir; medeniyetin entelektüel ve sanatsal içeriğidir, görgü, düşünce ve zevk gelişmişliği­dir. Güzel sanatlarla, insanlıkla ve mesleki teknik ya da profesyonel ustalık ve bilgiyle görünen bilimle de ilgilidir kültür.” [2]

Üçüncü Tanımlama:

1) Tarihi, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bü­tünü, hars, ekin.
2) Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sa­nat eserlerinin bütünü.
3) Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.
4) Bireyin kazandığı bilgi.
5) Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme.
6) (Kültür akımı) Bir toplumun kültüründen bazı öğelerin başka bir topluma geçişi. [3]

Daha birçok tanımlama örneğine gereksiz olacağı için yer vermiyorum.

Yazımın hemen başında “Her insan ‘kendine göre’ bir ta­nımlama yapar. “ dedim. Ben de “kendime göre doğru” bulduğum bir tanımlamayı, Materyalist Felsefe Söz­lüğü’ndeki tanımlamayı yazıyorum:

“Tarihin akışı içinde toplum tarafından yaratılan bütün maddi ve manevi (spiritüal) değerler ve onların yaratıl­ması, kullanılması ve aktarılmasına ilişkin araçlardır.” (abç)

Altını çizdiğim yerlerden de anlaşılacağı üzere ilk kural, onun, “toplum tarafından” yaratılması, oluşturulmasıdır.

Az önce alıntısını yaptığımız birinci tanımlama, Kültür kavramını sadece sosyolojik boyutuyla ele almış, hatta daha da darlaştırarak bunu “etnik” konuma kadar indirge­miştir. Kuşkusuz ki, etnik yapıların da kendilerine özgü belli bir kültürü vardır; ama bu, kültürün, sadece “etnik yapı” ile açıklanabileceği anlamına gelemez. Gerek ulus niteliğinde olan toplumlar ve gerekse etnik nitelikte olanlar, “bağlı” bulundukları sosyo-ekonomik formasyondan ke­sinlikle ayrılamazlar. Dolayısıyla bu tanımlama, belli mik­roskobik doğruları içinde barındırsa da genel bir tanımla­mada bilimsel bir açılımdan oldukça uzaktır.

İkinci tanımlama daha tanımlamasının başında gemiyi karaya oturtmaktadır: “Kültürü birçok şekilde tanımlayabi­liriz” diyor! “Kültür” ana başlığına bağlı alt başlıkların ni­celik ve niteliklerini açıklamak başka bir şey, Kültür’ün “birçok şekilde tanımlanması"(!) bir başka şeydir ve anla­şıldığı kadarıyla “mumine” sitesi, bu kavramdan sadece “maneviyatı” ve sanatı anlamaktadır. Hiçbir bilimselliği olmayan, o an akla geldiği için yazılan bir “tanımlamadır” bu.

Üçüncü tanımlama, görüldüğü gibi Materyalist Felsefe Sözlüğü ile büyük bir uyum içinde ama “... insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” şeklindeki “ek” tamamen gereksizdir. Çünkü konumuz dâhilindeki Kültür’ün “ege­menlik ölçütü” olarak değerlendirilmesi, yanlıştır. “Egemen kültür” var mıdır? Tabi ki vardır; ama tanımlama içinde kullanılması yanlıştır; çünkü ayrı bir alt başlıktır bu.

Peki Kültür’ü oluşturan altını çizdiğimiz “maddi ve ma­nevi değerler...” denilen iki sac ayağı nelerdir?
“... maddi kültür (yani makineler, üretim alanındaki dene­yimler ve diğer maddi servetler) ve manevi kültür (yani bilim, sanat, edebiyat, felsefe, etik, eğitim, vs...”)

Kolayca anlaşılacağı üzere aslında bir Kültür’den söz eder­ken, tek başına bir şeyden değil, maddi ve manevi birçok şeyin toplamından söz ediyoruz.

Vücut gibi!

Tıpkı vücut derken tüm organlarımızı; kafa, göz, kulak, ayak... söylüyor olmamız gibi...

Kültür’ün olabilmesi için ilk kural, tarihsel süreç içinde toplum tarafından yapılmış olmasını gerektiriyordu. Bugün, yaklaşık 200 ülke (ulus) var ve bu ülkelerin kültürleri ara­sında aynılıklar, benzerlikler olduğu gibi ayrılıklar da var­dır. Kültür’ü belirleyen, ona niteliğini veren sosyo-ekono­mik formasyonlar dizisidir. Bir toplum hangi sosyo-eko­nomik formasyon içindeyse, o toplumun kültürü de o sosyo-ekonomik formasyon dizisine denk düşer. Örneğin, kapitalist bir toplumda Kültür kaçınılmaz olarak kapitalist nitelik taşırken, sosyalist bir toplumda sosyalist, feodal bir toplumda feodal kültür vb. egemendir.

Buradan yola çıkarak, belli bir sosyo-ekonomik formasyo­nun yansıması olan Kültür, içinde yukarıda değindiğimiz şeyleri kapsadığı için, “ideoloji” de bu kavramın içinde yer aldığı için, belli bir sınıfa denk düşer.
[3]Türk Dil Kurumu


01 Aralık 2005

0 Yorumlar:

Yorum Gönder