“Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti. Eski
Avrupa'nın bütün devletleri bu hayaleti dualar okuyup tütsüler yakarak kovmak
üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile Çar, Metternich ile Guizot,
Fransız radikalleri ile Alman polis ajanları.
Muhalifleri tarafından komünist olmakla suçlanmamış muhalefet partisi gösterebilir misiniz? Bu lekeleyici komünizm suçlamasını, daha ilerici muhalefet partilerine olduğu kadar, gerici hasımlarına karşı da gerisin geriye fırlatmamış muhalefet gösterebilir misiniz?”
Marx ve Engels o dönemlerde Avrupa’da dolaşan “komünizm
hayaleti”nin ne olduğunu başta dünya işçi sınıfı olmak üzere tüm ezilenlere
açıklamak için 1848 yılında kaleme aldıkları dünyaca ünlü ortak yazıları olan
“Komünist Parti Manifestosu”nun ilk iki paragrafını okuduğunuz işte bu iki
paragraf ile oluşturdular. O tarihten bu yana başta Paris Komünü olmak üzere
Büyük Ekim Devrimi, Çin Devrimi, Arnavutluk Devrimi gibi birçok ülkede bir dizi
devrimler gerçekleşti. Sınıf mücadelesinin sürekliliğinin de bir başka ispatı
olarak bu devrimler ideolojik olarak değil, ama fiziki olarak yenilgi
almalarına karşın yine her ülkede çeşitli boyutlarda sınıf mücadelesinin devam
ettiğini ve edeceğini belirterek asıl konumuza geçelim.
Aynı o dönemlerde olduğu gibi günümüzde de bir “hayalet” dolaşıyor: “İdeoloji Hayaleti”! O dönemlerde tüm muhaliflerini komünistlikle[! ] suçlayanlar, şimdi aynı suçlamayı “ideoloji” kavramıyla yapıyor:
- İdeolojilerin esiri olanlar...
- İdeolojik bir yaklaşımla...
- İdeolojinin zararları...
- İdeolojilerin her türüne karşı...
- İdeoloji sahipleri...
Ve daha niceleri...
Bu sözleri duyan muhalif, anında bir bumerang gibi bu sözleri geri fırlatıyor:
-Sensin!
Daha çoğaltılabilecek olan bu tür “suçlamalar” gerçekten de olası mıdır?
Daha çoğaltılabilecek olan bu tür “suçlamalar” gerçekten de olası mıdır?
-İdeolojilerin esiri olmak ne demektir?
-İdeolojisiz bir yaklaşım gerçekten olası mıdır?
-Hangi ideolojinin zararları (kime / kimlere karşı) vardır?
-İdeolojilerin her türüne karşı çıkmak bilimsel bir yaklaşım mıdır?
-İdeoloji sahibi olmadan hem teorik ve hem de pratik yaşam olası
mıdır?
Bu soruların yanıtlarını yazının tamamını okuyanlar önce kendi kendilerine, sonra eğer ikna olmuşlarsa yakın çevrelerine (örneğin eş-dost sohbetleri sırasında bile olsa) söyleyeceklerdir. Belirtmeliyim ki bu, küçük bir makaledir ve genel anlamıyla ideolojiyi ve ideolojik farklılıkları irdeleyen bir yazı değildir. Bu kavrama çok yukarılardan bir “kuşbakışı” yaklaşarak genel düşüncemi yansıtmaya çalışmaktır.
Tanımlamalar
“Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.”
Bkz: http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP? kelime=ideoloji
Görüldüğü üzere tanımlama son derece kısa ama net: Bu açıklamaya
göre birçok değişik konudaki düşüncelerin bütününe ideoloji deniliyor. Yani
felsefede bir anlayışımız olacak, sanatta bir anlayışımız olacak, estetikte bir
anlayışımız olacak, etikte bir anlayışımız olacak, uzaybilimde bir anlayışımız
olacak, dinde bir anlayışımız olacak... Bunların toplamı ise, bizim ideolojimiz
olmaktadır. Ancak bu tanımlamayı yapan(lar) ideolojinin ne olduğu, hangi
anlama geldiği mesajını iletseler de, tanımlamanın biçimini çok amatörce
yapmışlar! Özellikle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Bu tanımlamayı
yapanlar bu hataların kesinlikle bilincindedirler. Amaç sadece kavram kargaşası
oluşturarak, kafa karışıklığı yaratarak insanların anlayamamasını sağlamaktır.
Bu tanımlama hem eksik, hem de biçimsel ağır yanlışlar içermektedir.
Çünkü:
1] Siyasal öğretilerin tamamı (yani kendisi) doğrudan ve sadece toplumsal bir nitelik taşıdığı, dahası, “toplumsal davranışlar” isimli vücudu oluşturan örgenlerden olduğu için ayrıca “siyasal veya toplumsal...” gibi bir ayrışıma girilemez.
2] İdeoloji, “...bir hükümetin, bir partinin, bir grubun...” olduğu gibi ayrıca tek bir bireyin bile davranışlarına yön vermektedir. En basit haliyle birden fazla insana ait olduğunu söylemek kesinlikle bilimsel bir yaklaşım değildir.
3] “Yön veren” bu davranışların açılımında da hatalar vardır: Felsefe, hukuk, politika... zaten farklı bilim dalları oldukları için ayrıca “bilimsel” denilerek ek yapılması, aynı birinci maddede olduğu gibi bunların bilim olmadıkları düşüncesini oluşturuyor ki, her haliyle yanlıştır. Ama “yön veren politik, hukuki, felsefi gibi bilimsel...” denilseydi daha doğru olurdu.
4) Ve ideolojinin neyin / nelerin ürünü olduğu belirtilmemiştir.
İlk kez 1754 – 1836 yılları arasında yaşamış olan ünlü Fransız düşünür Destutt de Tracy tarafından kullanılan ideoloji, “Yunanca’daki “İdea” (görülen biçim) ile “Logos” (Bilgi) sözcüklerinin birleştirilmesiyle yapılmış ve düşünceyi inceleyen bilim (İdeler Bilimi) anlamında ileri sürülmüştür” diye giriş yapmış O. Hançerlioğlu’nun kaleme aldığı Felsefe Sözlüğü’nde...
Bu da bir başka tanımlama:
“Siyasi, hukuki, etiksel, estetiksel, dinsel, felsefi görüş ve fikirlere ilişkin bir sistem. İdeoloji üst yapının bir parçasıdır ve sonuç olarak ekonomik ilişkileri yansıtır. Antagonistik sınıflı bir toplumda ideolojik savaşım sınıf savaşımına denk düşer. İdeoloji bilimsel ya da bilim dışı, yani realitenin doğru ya da yanlış bir yansısı olabilir.”
Bkz: M. Rosenthal & Y. Pudin: Materyalist Felsefe Sözlüğü
2. İdeoloji Nedir?
(İdeolojik Etken Ve İdeolojik
Biçimler)
“İdeolojilerin rolüne ayrılmış olan bu bölüme birkaç tanımlama ile
başlayacağız.
İdeoloji dediğimiz şey nedir? İdeoloji diyen, her şeyden önce fikir (idée) demektedir. İdeoloji, bir bütün, bir teori, bir sistem, hatta bazen yalnızca bir zihniyet oluşturan fikirlerin tümüdür.
Marksizm, bir bütünü biçimlendiren ve bütün sorunlar için bir çözüm yöntemi sunan bir ideolojidir. Cumhuriyetçi bir ideoloji, bir cumhuriyetçinin kafasında bulacağımız fikirlerin bütünüdür.
Ama bir ideoloji, yalnızca salt fikirlerin, her türlü duygudan ayrıldığı varsayılacak fikirlerin toplamı değildir (zaten bu, metafizik bir anlayıştır), bir ideoloji, zorunlu olarak, duyguları, gönül yakınlıklarını, hoşlanmazlıkları, umutları, korkuları vb. içerir. Proletarya ideolojisinde, sınıf savaşımının düşünceye dayanan öğeleri yanında, kapitalist düzenin sömürdüklerine karşı, 'mahpuslara' karşı duyulan dayanışma duygularını da, isyan duygularını da, coşku ve hayranlık duygularını vb. buluruz. Bütün bunların hepsi bir ideolojiyi oluşturan şeylerdir.
Şimdi de ideolojik etken denen şeyi görelim: bu, ideolojiyi, bir
neden olarak ya da etkileme yeteneğinde bir şey yapan bir güç olarak anlamaktır
ve bunun için de, ideolojik etkenin etkisinden söz edilir. Örneğin dinler,
hesaba katmamız gereken birer ideolojik etkendir; hala önemli bir biçimde etken
olan manevi bir güçleri vardır.
İdeolojik biçim denince ne anlaşılır? Bu deyimle, özelleşmiş bir alanda [bilim ve sanat alanında] bir ideoloji oluşturan, özel fikirlerden bir bütün anlatılır. Din, ahlak, ideolojik biçimlerdir; aynı şekilde, bilim, felsefe, edebiyat, sanat, şiir de ideolojik biçimlerdir.
Öyleyse, genellikle ideoloji tarihini, özelikle bütün bu biçimlerin rolünü incelemek istersek, bu incelememizi, ideolojiyi tarihten, yani toplumların yaşamından ayırarak değil, ideolojinin, etkenlerinin, biçimlerinin rolünü toplum içine yerleştirerek ve toplumdan yola çıkarak yürüteceğiz.”
Bkz: Georges Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, Sayfa 220-221
Ve böylece:
“İdeolojilerin esiri olanlar...” diye karşı çıkanlar ya bu kavramın
ne olduğunu bilmiyorlar, ya yanlış biliyorlar ya da bilgi bulanıklığı
yapıyorlar.
“İdeolojik bir yaklaşımla...” diyerek ideolojiye karşı çıkanların
da aslında belli bir ideolojiye hizmet ettiği yeterince net.
“İdeolojinin zararları...”
Bu başlık tartışılır işte! Çünkü yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü gibi bir çok düşüncenin oluşumundan olan ideoloji esas olarak iki tanedir: Sosyalist ideoloji ile burjuva ideolojisi... (Bu iki ana ideoloji arasında yer alan başka ideolojiler de var ama konumuz olmadığı için geçiyoruz). Sosyalist ideolojinin burjuva ideolojisine, burjuva ideolojisinin ise sosyalist ideolojiye zararı vardır; çünkü bunlar tamamen karşıt ideolojilerdir ve amaç birbirlerini yok etmek, en azından kendisini egemen kılmaktır.
“İdeolojilerin her türüne karşı...” diye nutuk atanlar da ya bilmiyorlar, ya yanlış biliyorlar veya bilgi bulanıklığı yaratıyorlar. Sonal erek anlamında ya burjuva ideolojisi desteklenir / uygulanır, ya da sosyalist...
“İdeoloji sahipleri...” diyerek karşı çıkanın da aslında bir ideolojisi olduğu artık net...
23 Kasım 2005






0 Yorumlar:
Yorum Gönder