Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home »
Makale-2015
» Evrenin Yaratılışı
Evrenin Yaratılışı
Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 9 Eylül 2017 Cumartesi Saat : Eylül 09, 2017
Tüm dünyada, tüm kıtalarda, tüm ülkelerde, tüm şehirlerde, tüm kasabalarda ve tüm evlerde yapılan “yaratı(lı)ş” tartışmalarına yeni bir alan eklendi: İnternet!
Değişik sitelerde değişik isimler altında sürdürülen “yaratı(lı)ş” tartışmalarında ibrenin olumlu yanının bilimsel verilerle hareket edenlerden yana olduğunu ve giderek güçlendiğini görüyoruz.
Bunun birçok nedeni var ama ben aklıma ilk gelenlerden üç tanesini yazayım:
1) Başta biz diyalektik materyalistler olmak üzere, ateistlerin inanırlardan dinleri daha fazla bildiği kesindir. Çünkü bizler, tartışmalarda kaynak olarak hem kendi dinlerinin, hem de bilimin argümanlarını öne sürerken; inanırlar, sadece inaçlarıyla sınırlı kalmakta, çoğu kez kendi dinlerinden verdiğimiz örnekler karşısında şaşırmakta ve fakat bu defa da buna gerekçe bulmaya çalışmaktadırlar; böyle bile olsa bir “beyin cimnastiği” olduğu için ibre bizden yanadır.
2) Bir dönemler hiç bir yerde inançsızlığa ilişkin hiç bir şey açıklayamazken ve her ne kadar şu an şeriatın hüküm sürdüğü yerlerde Allah’ı yok sayan kişi bunu açıkladığı zaman kendi ipini çekmiş olsa da (ki bunun milyonlarca örneği var), genel anlamıyla Allah’ı ve dinleri yok saymak bir yana, bunun tartışmasına bile girebilmektedir ki, bu bir ilerleyiştir.
3) Dogmalar bütünü olan din ve kurallarında hiç bir değişiklik olmaz ve inanırlarca da olmaması savunulurken, bu inanırların bir an bile durmaksızın, sürekli bir devinim içinde olan bilimden yana görünmelerini veya “din ve bilim kardeşliğini”(!) savunmaları bir paradoks olsa da, pratik olarak bilimle buluşturmamız iyidir. Az da olsa öne sürdüğümüz kanıtlar sayesinde inanırlar arasından soru sorabilenler çıkmaktadır.
Diyalektik düşünüş biçimini (bilerek veya bilmeyerek) reddeden, dahası, bunu hiç duymayan çoğunluk için bugünkü uzayın (evrenin) oluşumunun sonsuz devinim içindeki duraklardan sadece biri olduğunu anlaması olası değildir. “Kaderci” bir anlayış ile günün 24 saati “Sonumuz ne olacak?” diye sonunu sorgulayanların aslında hiç bir şeyi sorgulamadıklarını, "Sonumuz…" derken kullandığı birinci çoğul şahıs öznesinin aslında soranın kendisini "kamufle etmesi" için kullandığını ve "kendi" sonunun endişesi ile böyle bir soru sorduğunu ve tüm yaşamlarını “tevekkül” ettiklerini görmekteyiz. “Kader” denilen şeyin ise Antony Robins’in sözüyle karar anında belirlediğimiz bir gerçeklik olduğunu anlamaları yine çok zor...
Teolojik inanç sisteminin, günümüzde devam eden ilkel yaşam biçimi olduğu biz devrimci sosyalistler açısından nettir. Ne var ki, tarihsel olarak sürecini çoktan tamamlayan ama emperyalist / kapitalist güçler ve bağlaşıkları tarafından politik olarak varlığı sürdürülen bu yaşam biçimi, insanlığın özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden biridir. Tartışmalarda cevap veremeyince, "Biz ne bilelim; Allah öyle buyurmuş, öyle olmuş. Allah'ın hikmetinden sual mi olunur?" diyerek "zevahiri kurtarma" çabaları sıradan bile olamamaktadır.
Dinlere göre altı-yedi bin yaşında olan evrenin, yine dinlere giydirilmek istenen uyduruk bilimsel(!) giysi olan "Big Bang" teorisine göre 13,7 milyar yaşında olması, bana göre ise çok daha farklı olması ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü, eğer Tanrı, sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gidiyorsa, ve evrenin yaşı da altı yedi bin sene ise;
1) Sonsuzluktan gelen bu Tanrı, evreni yaratana kadar ne yapıyordu?
2) Evreni yaratmak(!)sonsuzluğun (günümüze göre) sadece altı bin yıl öncesinde aklına gelmesi, sözünü ettiğiniz "tanrısal niteliklere" uygun mudur?
3) Eğer Tanrı'nız iddia ettiğiniz gibi bizim "uzay - zaman - mekân" üçleminin dışında ise, kutsal kitaplarınızın söylediği "arşta" (dinlere göre, göğün en üst katı) yaşaması, hem de bir sarayda yaşamasını nasıl açıklayacaksınız?
4) "Zaman" kavramından bağımsız olan bir varlığın defalarca bu kavramdan söz etmesi, tanrınızın zaman ile iç içe olduğunun mu, yoksa ondan "bağımsız" olduğunun mu kanıtıdır?
5) Kutsal kitaplara göre evreni altı günde yaratıp yedinci gün bacak bacak üstüne atarak dinlenmeye çekilmesi (İslamiyete göre bacak bacak üstüne atılması bu yüzden günahtır, çünkü bu durum sadece Allah'a mahsustur), O'nun "Ol!" demesiyle olmadığının bir kanıtı iken, sizler neden hala "Ol deyince olur!" iddiasındasınız?
6) Ve daha da önemlisi uzaydan ve maddeden bağımsız olarak haftanın gün isimlerinin birer zaman belirteci olarak kullanılmasını nasıl açıklıyorsunuz?
Gününüz de, yaşamınız da aydınlık içinde olsun.
04 Ekim 2015







0 Yorumlar:
Yorum Gönder