Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Aşk Üstüne Bir Düşüncem

Aşk Üstüne Bir Düşüncem

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 24 Eylül 2017 Pazar Saat : Eylül 24, 2017


Sadece 5 harfle sınırlı olan ve adına “yaşam” denilen şu “mini-minnacık” sonsuzluk içinde nelerle karşılaşmıyoruz ki! Bir tarafta tüm tanrıları ve tanrıçaları kıskandırıp secdeye kapatacak kadar devasa olan ve “insan” olarak isimlendirilen tanrı ve tanrıçaların yarattığı güzellikler, ama diğer tarafta yine (başka) “tanrılar ve tanrıçalar” tarafından yaratılan ikiyüzlülükler, namussuzluklar, kalleşlikler...

Düşünceme göre, görecelik içerse de genel anlamda iki tanrı, dolayısıyla iki insan tipi-karakteri vardır: Olumlu insan ve olumsuz insan...

Olumlu insan olmayı ne kadar başarabiliyoruz?

Bu, bireyin ve toplumun, kısaca “maddi yaşam koşullarının” (bunun para, servet vb. ile bir ilgisi yok. Objektif dış-dünyadan söz etmeye çalışıyorum ama buna iç dünyamız da dâhildir) objektif bir analizi ile yanıtını bulabileceğimiz bir sorudur.

Diğer canlılarla arasındaki fark, öncelikle bilinç, sonra da onun taşıdığı duygudur. İnsan, davranışlarını bu iki öge sayesinde aktifleştirir, eylemlerinin tümü bunlarla doğrudan bağlantılıdır, bunun istisnası da yok.

Bildiğim kadarıyla tamamen insana özgü olan aşk da böyledir; o da bilinç ve duygu ile doğrudan bağıntılıdır. Uğruna neler yapılmıyor ki! Dağları delmelerden cinayetlere kadar bir ton güzellik ve çirkinlik...

Bir yığın tanımlama var. Farklı sınıf ve katmanların bulunduğu bir dünyada yaşmamızdan kaynaklı olarak, bizler de bu belli sınıf ve katmanlardan birinin bir bireyi olarak tanımlama yapabiliriz. Patrona göre paradır, Kerem’e göre Aslı, mollaya göre Allah, dervişe göre bir lokma ekmek ve bir hırka ile bu “imtihan âleminde” sessiz-sedasız yaşamak ve her şeyi kabullenmek, Nadir Zor’a göreyse bir insanın kendini karşı cinsinde bulması demektir. İnsanın en soylu eylemlerinin toplamının, gökyüzünün engin maviliğindeki yansıması olan gökkuşağıdır aşk. “Hatır-gönül” adına, “kara kaş-ela göz” adına aşık olunmaz. Aşık olmak, iradi bir olgu değildir; ama aşkın kendisi iradidir.

Friedrich Engels, “Cinsel aşk, proleter sınıf içinde gerçek aşk olur” derken Mao Zedung, “Oysa sınıflı bir toplumda ancak sınıfsal sevgi olabilir” diyor. Özümseme ve bilince çıkarma kavramlarını bir tarafta gizli tutarak bundan, genel anlamıyla günümüz aşkının sadece “televolelik” aşk olduğu, gerçek aşkın ancak proleter sınıf içinde olduğu, çünkü bu sınıfın bilinçli üyelerinde “meta” kaygısı olmadığındandır ki; saf, temiz, net ve dürüst olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Bir küçük "not" eklemek istiyorum: Bir zamanlar komünistleri “ana-bacı tanımaz”lıkla suçlayan egemen sınıfın temsilcilerine ve uşaklarına Engels,

“Ama siz komünistler, kadınların ortaklığını getirmek istiyorsunuz, diye bağırıyor tüm burjuvazi bir ağızdan.

Burjuva, karısını, salt bir üretim aracı olarak görüyor. Üretim araçlarının ortaklaşa kullanılacağını duyuyor ve, doğal olarak, ortaklaşa olma yazgısından kadınların da aynı şekilde paylarına düşeni alacaklarından başka bir sonuca varamıyor.”


diye karşılık veriyor. Tam da bu gerekçe ile proletarya içinde gerçek seviyesine ulaşır aşk. Çünkü her insan, bilerek veya bilmeyerek bir sınıf veya bir tabakanın bilinç ve duygusuyla kaçınılmaz olarak şekillenir.

Günümüz âşıklarının çok yüksek bir oranı, yılan gibi gömlek değiştiren, bukalemun gibi her ortama uyum sağlayan, istikrarı ve grameri bozuk bir tuhaf cinselliğin ağırlığı altında ezilmektedirler. Bunun kaynağı ise, yukarıdaki pasajlardadır.

06 Mart 2016

0 Yorumlar:

Yorum Gönder