Çok önceleri, edebiyata ilişkin tüm eserler, belli bir dil ve belli bir zaman kesiti içinde yazıldığından o dilin ve zamanın sahibi halka ait olduğu söylemi vardı ve bu, dönemine göre yerini bulan bir tespitti ama bu tespit, yine doğruluğunu korumakla birlikte, artık biraz “eksik” bir doğru haline gelmiştir. Zaten giderek “Dünya Edebiyatı”na doğru hızımızı artırdığımız “an”, bu “eksik”liğin de başladığı “an” olmuştur. Burada “Dünya Edebiyatı” ile bağlantıyı kuran “belli zaman dilimi”dir ve bu, “Tarih Bilimi” demektir ancak Edebiyat Bilimi’nin Tarih Biliminde olduğu gibi diğer bilimlerle de bağlantısını kuran tek gerçeklik, “zaman” değildir.
James Watt isimli biliminsanının 1763’te İskoçya’da buharlı makineyi bulması, sanayi devriminin de muazzam gelişmelerin habercisi oldu. Burjuvazi, o dönemlerde ilerici nitelikteydi ama sonraları bu niteliğini kaybedip tamamen gericileşerek karşı devrimci bir niteliğe büründü. Serbest rekabetçi kapitalizm, yerini tekelci kapitalizme (emperyalizme) bırakınca, Büyük Ekim Devrimi’nde Lenin, “Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır!” diyerek tartışmayı noktaladı.
16 Mart’tan 28 Mayıs 1871’e kadar yaşayan Paris Komünü’nü saymazsak, Lenin önderliğindeki “Büyük Ekim Devrimi” dünyada bir ilkti ve bu ilkten sonra da Dünya Edebiyatı’na yöneliş fazlalaştı. Özellikle internetin halk tarafından da kullanılmaya başladığı son 30-35 yıldır ilgili halkın ilgili bir olayına kimi zaman görüntülü de ulaşılabilmekte ve böylece süreç daha da hızlı hale gelmektedir.
Halkların birbirleriyle ilişkileri sadece “turistik” ve para ile sınırlı değildir: Sosyolojik, felsefi, teolojik, teknolojik, edebi, sanatsal vb. şeylerle de olduğu için, edebiyatın hem bir bilim ve hem de sanat olması nedeniyle maddi ve manevi kültürün tüm alanlarıyla bağ kurması, işte bu karşılıklı ilişkilere de yansıdığı için bir “Dünya Edebiyatı” olanca heybetiyle karşımızda durmaktadır.
Ayaklarını bastığı yer beynimiz, beynimiz ise “kürkçü dükkanı”dır.
29 Mayıs 2012







0 Yorumlar:
Yorum Gönder