Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Edebiyat Eleştirisi

Edebiyat Eleştirisi

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 14 Ocak 2017 Cumartesi Saat : Ocak 14, 2017


1859 yılının Ocak ayında Londra’da “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”sını kaleme alan K. Marx, “Önsöz”ünde şöyle yazıyordu:

“Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.”

Bu ustaca tespitin sosyo-ekonomik yansıması olarak değişik düzeyde yaşam koşullarını görmekteyiz. Tüm ay boyunca cebinde bir lira göremeyenlerden günde milyarlarca dolar kazananlara kadar oluşan adaletsiz gelir dağılımı ile eşzamanlı oluşan sınıf ve katmanlar…

Kuşkusuz sorun sadece ekonomik gelir ve (adaletsiz bile olsa) dağılımı değildir: Burası “çıkış noktası”dır; bunun sonucu olarak sınıf ve katmanların oluşması, beraberinde bu sınıf ve katmanlara ait anlayışı da getirmektedir ve bilelim veya bilmeyelim, bizim her bir düşüncemiz, her bir anlayışımız kaçınılmaz olarak bir sınıfın damgasını taşır. Sadece edebiyatta değil, felsefede, siyasette, sanatta vb. açıklanan anlayışların / eleştirilerin farklılığının özü, buraya dayanmaktadır. Destek olunsun veya olunmasın, benimsensin veya benimsenmesin açıklanan anlayışların ve eleştirilerin “düşüncesi” ile eserdeki “düşünce”nin karşıtlığının ya da “hemfikir”liğin özünü yansıtırlar.

Tıpkı şu an okuduğunuz makalem gibi…

Bir edebi eserde içeriğin aktif yanını oluşturan “fikir”, (düşünce) yazarın / şairin yapacağı soyut açıklamalar ile değil, imgeler yoluyla, eserin kahramanlarının başta “kendi yaşamları” olmak üzere sosyal ilişkileriyle yansır. Bu yaşamın çözümlenmesi ve yorumlanması bizim “eleştiri” dediğimiz kavramı aktifleştirir ki, bu da kaçınılmaz biçimde “taraf”ımızı açığa çıkarır ve dolayısıyla sık sık karşımıza çık(arıl)an “edebiyatta tarafsızlık”, “sanatta tarafsızlık”, “siyasette tarafsızlık” gibi sözlerin hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır; bunlar, “adil” olma adına(!) egemen güçlerce halkı uyutmak amacıyla türetilmiş şeylerdir. Bir edebiyat insanı bir şey üretmişse ve bunu da okurlarına sunmuş ise, ben bir okur olarak “Edebiyat Eleştirisi”ni bilgim kadar uygulamalı, “Her ne kadar sizinle aynı düşünceleri paylaşmıyorsam da şiirlerinizi, öykülerinizi beğeniyorum.” ya da “İçeriği hakkında bir eleştiride bulunmak haddime değil.” gibi “yorumlarla(!) ”yalaka durumuna düşmemeliyiz. Eserin “ambalajına” değil, özüne bakmalıyız; bir edebi eser nasıl ki yazıyı kaleme alan insanın dünya görüşüyle doğrudan bağlantılıysa ve bunu da bu dünya görüşüne bağlı olarak kendine uygun estetik ve artistik kavrayışı ile algılıyor, anlıyor ve yansıtıyorsa; bizler de okur olarak aynı haklara ve olanaklara sahibiz. Eleştiriyi biçimsel olarak yapmaya yönelenler, biçimin düşünsel içerikten kopuk olduğunu sanmakla hata yapmaktadır; bunlar bir bütünün parçasıdır ama asla asal değildir; asal olan o eserin insanlara neyi nasıl vermek istediğidir; yani özüdür, fikridir. Tüm eleştirilerimizin ve yorumlarımızın da bunlara bağlı olduğu koşulu unutulmamalıdır; çünkü, edebiyat eserlerini tüm iç ve dış bağlantılarıyla ve bunları kendi koşullarıyla ele alan bir eleştirmen, eleştirmenlik yapıyor olabilir. 



31 Mayıs 2012
----------------------------------------------------
Dipnot

Şiir, roman, öykü, hikâye, vb. edebi ürünler, ya da bir bütün olarak edebi eserler, genel olarak üç nedenle üretilirler:
a) Yazım türlerine göre biçimde değişiklik göstermekle birlikte “şey(ler)i” olduğu gibi yansıtmak,
b) Bu “şey(ler)” hakkındaki düşüncelerimizi iletmek,
c) Bilgilendirmek.

0 Yorumlar:

Yorum Gönder