Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Şan Olsun 8 Mart'ı Yaratanlara!

Şan Olsun 8 Mart'ı Yaratanlara!

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 9 Mart 2005 Çarşamba Saat : Mart 09, 2005

Bundan binlerce yıl önce kadınların egemenliğinin hüküm sürdüğü ve hiçbir haksızlığın, zulmün, ihanetin, sömürünün olmadığı ilk sosyal bilinçli toplum olan İlkel Komünal Top­lum, kendi vücudunda üreyen bir virüse; Köleci Top­lum virüsüne gebe kalınca olan oldu ve iyilerin yerine olumsuzluklar yerleşmeye başladı.


Köleci toplumun olumsuzluklarının temeli olan sömürü, kendisinde ve ken- disini izleyen tüm sosyo-ekono­mik ­ biçimlenim dizisi içinde ve fa­kat bir bukalemun gibi o biçimlenimin özel­liklerine “uyum” sağlaya­rak devam etti, edi­yor ve esas olarak da sosyalizmin ileri evresiyle birlikte sınıfsız toplum olan komünizm egemenliğini kurduğu za­man, ta­rih­teki “vardı” bölümünde yerini ala­caktır.

Köleci toplumdan günümüze kadar emek düşmanı egemen sömürücü sistemler tarafından uygulanan ama daha yakın zamanlarda, 1400 küsürlerde yaşamış olan ünlü İtalyan düşü­nür Niccolo Di Bernardo Machiavelli’nin anlayışıyla “formüle edilen” Makyavelizm’e göre, tarihin itici güçleri “maddi çıkar ve kuvvettir”. Halkın çıkarları ile egemenler arasındaki çelişkiye işaret ederek egemen sömürücü sınıfla­rın iktidarlarını devam ettirebilmeleri için zulüm ve ihaneti de meşru görmesiyle, her türlü aracın uygulanabilirliğini belirtmesiyle sömürücü yarasaların gönüllerinde “taht kur­muştur!”

Kuşkusuz bu araçlardan biri, Köleci Toplum döneminde tamamen ve her anlamda “meta” olmasıyla kadın ve so­runları, günümüzün de kanayan insanlık yaralarının en büyüğü ol­maya devam ediyor. Her sınıf, her katman kendi ideolojileri doğrultusunda alternatifler sunmakta, doğası gereği de bunun kazanımı için mücadele etmektedirler.

Bir Slogan

Kadın üzerinde uygulanan baskıların en önde geleni, cinsel bir meta olarak görülmesi ve kullanılmasıdır. Cinsel baskı­nın ataerkil toplumlarda / anlayışlarda hüküm sürdüğünü, sa­dece ezilen kadınların bu baskıya maruz kalmadığı, bur­juva kadınlar arasında da bu bas­kıya maruz kalanlar olduğu gerekçesiyle “sınıfsal olamayacağı” iddiaları, sınıf müca­dele­sini anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Ataerkil rejim ve anlayışların (Köleci Toplum’dan Sosyalist Topluma’a kadar) ve günümüz bağlamında bir feodal / burjuva anla­yışına denk düştüğü görülemiyor. Ataerkil rejim, maçoluk, ipe sapa gelmez evliliğe (ya da genel olarak cinselliğe denk düşen) töreler, sosyalizmin egemenliğinde ve egemen ol­duğu oranda ortadan kaybolduğuna ve kaybolacağına göre “Kadınlar üzerindeki cinsel baskıya son!” sloganı, ileriyi temsil etmesi anlamında doğru olmakla birlikte, devrimci sınıf mücadelesini ayrış­tırmakla da hatalıdır ve hatası daha büyüktür.

Aslolan sınıf mücadelesidir!

“Kadın ve Sosyalizm” isimli ünlü eserinde doğal eşitsizli­ğin dışında hiçbir eşitsizliği kabul edemeyeceğimizi belir­ten A. Bebel'e katılmamak mümkün mü? Kadının fiziki anlamda er­keğe oranla güçsüz olması doğanın yaptığı bir “dengesizliktir” ve onun üstünde oluşacak hiçbir baskının, hiç bir haksızlığın gerekçesi olamaz!

Artı ile eksi, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin, haklı ile hak­sız, vb. kıyaslamalar, karşıtların birliğidir; biri olmadan diğerinin varlığından söz etmemiz imkânsızdır ve bunlar daima bir “savaş” durumundadırlar. Her karşıt, “kendi” karşıtını kendine yönlendirmeye çalışmakta­dır. Kadın, aynı erkek gibi sömürülmekte, ama daha fazla sömürülmektedir. Yani aynı iş yerinde, aynı işi aynı sürede yapmalarına kar­şın aynı paraya sahip olamamaktadırlar. Bu­rada ücretli köle olan erkeğin de altında bir “statüye” sahip olan kadın, ay­rıca baskı altın­dadır: Cinsel kölelik! Yani kadının bu özgün durumu, devrimci sınıf mücadelesinin içinde değerlendi­rilmeli, ondan bağımsız ele alma yanlışlığına düşmemeli­yiz.

8 Mart'ın Doğuşu



8 Mart 1857’de New York’taki tekstil işyerlerinde çalışan kadın işçiler daha iyi ücret, iş saatlerinin düşürülmesi ve birtakım sosyal haklar, kısaca insan gibi yaşamak için greve gittiler. Devlet, bu tamamen insani zorunlu gerekçe­ler yüzünden greve gidenlere oldukça sert tepkiyle karşılık verdi; yüzlerce ölü ve yaralı ile vahşice bastırıldı. 1910 yı­lında 2ci En­ternasyonal’in toplantısında kadın komünist önderlerimizden Clara Zetkin’in önerisiyle bu onurlu gün, dün­yadaki emekçi kadınların birlik ve dayanışma günü olarak kabul edildi.

Bu kabul tarihinden sonra neredeyse tüm ülkelerde kutla­nan 8 Mart’ın, birçok ülkede ol­duğu gibi ülkemizde de ye­terince algılandığını ve içeriğine uygun kutlandığını maale­sef ki söyleyemeyeceğim. Kadın sorunu, sembolik olarak 8 Mart’ı göstermesine karşın bu önemli günün içeriği boşal­tılarak sadece loş mum ışığı altındaki salonlara hapsedil­mesi bunun en bariz örneklerindendir.

Dün akşamki TV haberlerinde, İstanbul Kadıköy’de 8 Mart’a ilişkin yürüyüş yapan 2 bin civarındaki kadına des­tek vermek isteyenlerin kortej görevlisi feminist kadınlarca engellen­mesi ise evlere şenlik bir görüntü olarak ekranlara yansıdı.

Ne Yapılmalı?

Her şeyden önce sınıf mücadelesi içinde ön plana çıkan Clara Zetkin, Rosa Lüxemburg, Çiang Çing gibi uluslara­rası niteliklere sahip kadın komünistle­rin yaşamları ve mü­cadeleleri öğ­renilmelidir. Peşinden ülkemizde öne çıkan Ayfer Celep, Sabahat Karataş, Ayça İdil Erkmen, Nurgüzel Yaşar ve "karı'lıktan kadınlığa uzanan yol"da yaşamla­rını feda etmiş nice devrim şehitleri­nin yaşamları öğrenil­meli, bi­lince çıkarılmalı ve uygulanmalıdır. Bu onurlu in­sanlık müca­delesi seyri içinde özellikle soba arkası kedi ba­kışı sahibi burjuva meze artığı kadın­lardan ve erkeklerden ge­len; “Mem­leketi siz mi kurtaracaksınız!”, “Böyle olmaz; seçimlere katılın!” “Devletle başa çıkılır mı?”, “Biraz yol-yordam öğrenin!”, “Gidin dilekçe yazın!” diyerek heze­yanlar içinde akıl(!) vermeleri duyulmamalı­dır.

Şan Olsun 8 Mart’ı Yaratanlara!
Şan Olsun “Karı”Lıktan Kadınlığa Uzanan Yolda Dü­şenlere!
Şan Olsun Bu Onurlu Kavgada Olanlara!


09 Mart 2005

0 Yorumlar:

Yorum Gönder