Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » 18 Mayıs Anısına

18 Mayıs Anısına

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 14 Kasım 2014 Cuma Saat : Kasım 14, 2014

Proleter Önder İbrahim Kaypakkaya’yı 
                                   Ölümsüzlüğü­nün Otuz İkinci Yılında Saygıyla Anıyoruz! (*)

1973 yılının 18 Mayıs'ında bahar yaprak döktü, Mayıs buza tuttu bir yiğidin yüreğinde ve Mayıs, üzerine dökülen kara yazılarla bir kez daha utandı "kaderci"lerimizin kara say­fala­rından, boynunu büktü dağlar... Dağların boynu bü­küklüğü, "aşkın gözyaşı"nın gözyaşı dökmesi, 24 yaşındaki genç ve yiğit bir önderin zemheri gecelerinde kardelence açıp güneşe gömülmesindendir. Ama Mayıs isyan etmeyi de öğrendi; bir küheylan gibi şaha kalktı, kar­tal gibi yüce­lere çıktı, buluştu gökyüzüyle, öpüştü güneşle... Mayıs, kendisini ezenlere karşı yüceltenlerden olan İbrahim Kaypakkaya ile gururlandı! Başı dik Mayıs'ın, gururla ba­kıyor diğer aylara, İbrahim'le öğretmenleşti ve burjuvazinin korkusunun zirvesi oldu Mayıs...

Çorum'da Güneşin Doğuşu

1948(*) yılında Çorum'un yoksul bir köyünde yoksul bir köylünün çocuğu olarak doğan İ. Kaypakkaya, ilkokulu Alacahöyük'te bitirdi. Öğretmeni Mehmet Yıldırım'ın Kaypakkaya'nın babası Ali'ye oğlu İbrahim'in çok zeki ve çalışkan bir çocuk olduğunu, mutlaka öğretmen olması ge­rektiğini ısrarla telkin etmesi sonucu 1960-61 döneminde Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na kaydını yaptırır. Okulu başarıyla bitirir ve burs kazanan birkaç kişiden biri olur. 1965-66 döneminde Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun "Lise Son" bölümüne öğrenci olarak gelir.

Aynı okulun "Fikir Kulübü" 21 Kasım 1967 Salı günü ku­rulur ve tahmin edebileceğiniz gibi geleceğin proleter ön­deri de kurucular arasındadır ve başkan seçilmiştir. Halit Koçer sekre­ter olurken Mehmet Çetin de sayman olur. Aynı gün "Kuruluş Bildirgesi" yayınlayan Kaypakkaya, özetle bildiride şöyle demiştir:

"Sömürenlere karşı ilk Kurtuluş Savaşını vermiş olan bir ulusun çocuklarıyız. Fakat ulusu­muz yeniden sömürgenle­rin kucağına düşürülmüştür. Mutlu bir azınlık ve bunların dış or­takları yararına bağımsızlığımız satılmıştır. (...) Türk ulusu ikinci bir kurtuluş savaşıver­mek zorundadır. Bu sa­vaş başlatılmıştır. Bu savaş toplumcu bir savaştır. Yani dış sömür­genlerle birlikte olanların içerideki ortaklarına da karşı olan bir savaştır. İşte kulübümüzün amaca gençlerin kendilerini sınırsızca değiştirebileceği bir düzenin kurul­ması için gereken bu toplumcu savaşa gücü oranında kat­kıda bulunmaktır" (Bkz: Turhan Feyizoğlu, İbo, İbra­him Kaypakkaya, sf. 22)

Bu bildiriyi kaleme alan, her anlamıyla bir önder olduğu­nun sinyallerini daha 19 yaşınday­ken veren İbrahim Kaypakkaya’dan başkası değildir... Evet, kısa alıntısını yaptığım bu bil­diri 19 yaşındaki "İbo" tarafından yazılmış­tır. Araştırmacı, sorgulayıcı, meraklı, dikkatli... 19 yaşla­rında ülke sorunlarına duyarlı olunca tarih ona bulunduğu her alanda öndersin diyerek görev verdi o da layıkıyla yaptı, tarihi utandıran kimi sahtekârın, kimi hainlerin ve kimi korkakların tersine tutup çenesinden tarihin, dik yaptı başını. Kaypakkaya’nın kaya gibi sağlam iradesine ve bil­gisine hayran oldu tarih!

Kaypakkaya"nın yayınladığı bu bildiri, Bilir Kişi(liksiz)lerden faşizmin satın alıp kapı kulu yaptığı Prof Sulhi Dönmezer, Prof Recai G. Okandan ve Asistan Dr. Kayıhan İçel tarafından 26 Ocak 1968 tarih ve 968 / 59 dosya sayılı raporlarında "Siyasal suç unsuru" oluştuğu be­lirtilerek adliyeye sevkleri sağlanmış, dava açılmış ve "ya­tılılık hakları" da ellerinden alın­mıştır. Ama çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü ile Fikir Kulübü Fede­rasyonu İstanbul Sekreterliği aynı bildiriyi kelimesi kelimesine yayınlayarak olayı protesto ederler.

Okulda "Siyaset ile ilgili duyuru" dağıtılır. Bildiride özetle okul yönetiminin ağır baskısın­dan söz edilmekte ve akade­mik hak isteminde bulunmaktadırlar. Sonuç olarak okul müdürü Aydın Doğan imzasıyla İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere toplam on öğrenci kovu­lurlar.

İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü"nde eğitime devam eder Kaypakkaya... Yine devrimci otu­rumlar, dernekler, bildiri­ler, protestolar... Haksızlığın olduğu her yerdedir. Yaşıtları ve dev­rimci çevre arasında entelektüel seviyesinin yüksek­liği, araştırmaya doymazlığı ve örgüt­leme yeteneği ile der­hal kendini gösteriyordu. Adeta "ayaklı kütüphanedir"! Hem öğretmen, hem öğrencidir Kaypakkaya... Önder Kaypakkaya’yı devrimci düşüncelerle öğretmenle­rinden biri olan Musa Okay tanış­tırmıştır. Artık yatağına sığmayan bir seldir proleter önder; taşkın enerjisiyle çevre­sine de güç vermektedir.



 Altıncı Filo; Defol!

Amerika'nın gezgin kara­kolu olan 6cı Filo 1 haftalık bir süre için İstanbul'a gel­miştir. 1 hafta boyunca 6cı Filo bin­lerce kişinin katılı­mıyla protesto edilir. 1 hafta sonra dev­rimci genç­lik ve değişik işçi örgüt­lenmeleri "Emperya­lizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yü­rüyüşü" isimli bir gösteri dü­zenlerler. Yaklaşık 40 bin kişi toplanmıştır. Tabi ki ön­der Kaypakkaya ve yoldaşları da protestonun içinde yer alırlar.


Fındıklı ve Beşiktaş camilerinde önceden hazırlıklı bir şe­kilde bekleyen şeriatçı gericiler, emperyalizme ve faşizme karşı yürüyüş yapan devrimci gençlerin önüne geçerler ve "Vur, Allah için vur! Komünistleri geberteceğiz!" diyerek saldırıya geçerler. İki kişi ölür, birçok kişi yaralanır, on­larca kişi gö­zaltına alınarak işkenceden geçirilir.

Önder Kaypakkaya’nın doğrudan yönettiği ve katıldığı devrimci eylemlerin dokümanını tutma düşüncesinde (ve olanağında) olmadığım için yazının akışı içinde sadece bir­kaç tane­sine değineceğim. Çünkü eylemler, bir "sonuçtur". Neyin sonucudur? Kaypakkaya’nın be­nimsediği ve bizlere de öğrettiği ideolojik / siyasal düşüncelerinin bir sonucu­dur. Bu yüzden ağırlığı bu yöne vermek istiyorum. Çünkü Kaypakkaya akıl almaz enerjisiyle Ege'de, Trak­ya'da ve Marmara Bölgelerinin birçok yerinde; okullarda, işyerle­rinde, sokakta dur-durak bilmeksizin çok yönlü çalışan bir önderdir.

TİP ve MDD

Örgütlü bir mücadelenin bilimselliğinden gelen kararlı sa­vunuculuğu, daha o dönemlerde antifaşist kitlenin önemli bir bölümünü bağrında toplayan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde yer almasıyla kendini göstermeye başlamıştı.

Kruşçev revizyonizminin etkisinde olan ve bu etkiyi önemli oranda Türkiye'ye taşıyan re­formist TİP, iflah olmaz bir parlamentarizmin savunucusuydu. TİP'nin bu olumsuz an­layı­şına ilk karşı duruş MDD'ciler (Milli Demokratik Dev­rimciler) olarak adlandırılan ve başını Mihri Belli'nin çek­tiği grup oldu. M. Belli, TİP'nin reformizmine karşı "dev­rim" diyordu ama bunu da yine Nasır örneğini (sanki sos­yalistmiş gibi!) vererek, ve; TİP gibi reformlarla filan değil de "asker-sivil aydın zümre" ve küçük burjuva radikal dev­rimcilerin gerçekleştireceği (sol cunta da dahil) "devrim" (!) savındaydı. MDD'cilerin önemli bir bölümünü ise bağ­rında toplayan ve başını Doğu Perinçek'in çektiği PDA (Proleter Devrimci Aydınlık) hareketiydi. Kaypakkaya da bu hareketin içinde yer alıyordu.

1970 yılı mücadelenin gittikçe ivme kazandığı yıl oldu. Gün be gün kitleleri sarıyordu. Ön­der Kaypakkaya, Trakya Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylü­lerin arasındaydı ve bu direnişte yer alan diğer dev­rimci önder Cihan Alptekin ile birer ko­nuşma da yaptıkları bu direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.

MDD'ci güçler sonradan ve esas olarak Aydınlık dergisinin 1970 yılının Ocak ayı içinde "Aydınlık Sosyalist Dergi" ve "Proleter Devrimci Aydınlık" olarak yayınlanmasıyla ayrı­lırlar.

15-16 Haziran Olayları





15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, Kaypakkaya’nın da artık gözünü zirveye diktiği bir dö­nüm noktası­dır. Bu mu­azzam işçi direnişinden muazzam dersler çıkaran İbo, artık "şahan bakışlarını" dağların tepe­sinden güneşe dikmişti. Bu büyük direnişin on binlerce bireyin­den, sıra neferlerden biri olan Kaypakkaya Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby ve daha onlarca işyerindeki işçilerle birlikte ol­duğu için iyice tanınıyor, tanındıkça saygınlığı büyüyor, büyü­dükçe bilinçleşiyor, bilinçleş­tikçe de önderleşiyordu.

Bu önemli direnişin ertesinde örgütlü mücadele verdiği ve Doğu Perinçek'in başını çektiği Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) yönetimi ile 15-16 Haziran Büyük İşçi Di­renişi'nin analizlerinde konusunda ters düştü. Kaypakkaya "Halk Savaşı" derken PDA revizyonistleri reformda direti­yorlardı.

Kaypakkaya’nın "Halk Savaşı"nda ısrarcı ve haklı olması­nın kökeni, aslında Çin'de Başkan Mao tarafından başlatı­lan yeryüzünde hala "tek" olma özelliğini koruyan Büyük Proleter Kültür Devrimi'dir; bu devrim, dünyaya "68'liler" olarak damgasını vuran kuşağa damga­sını vurmuştur. (**)

Gittiği her yer için ayrıntılı bir rapor hazırlayarak analizler yapan ve ona göre taktik ve strateji belirleyen İbo, 1971 yılı başlarında Çorum ve çevresinde yaptığı çalışmaları "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" başlıklı bir incelemeyi kaleme aldı.

Ayrılığa Doğru

1971 yılı, sadece devrimci mücadelenin yükseldiği bir yıl değildir; bu yıl, yükselen devrimci mücadeleyi bastırmak için cuntanın gerçekleştirildiği bir yıldır da... Sıkıyönetim altında tüm grevler, boykotlar, gösteriler yasaklanarak hal­kın gırtlağı cuntacılar tarafından sıkıl­maya başlanmıştır. Askeri faşist cunta, adeta bir "sürek avı" başlatarak devrim­cilere yö­neldi. Demokratik nitelikli kitle örgütleri kapatıldı. Ülke çapında binlerce antifaşist, dev­rimci, demokrat insan işkencelerden geçirilip tutuklanırken onlarcası da katle­dildi. Kaypakkaya arananlar listesindeydi.

12 Mart Askeri faşist cuntasının değerlendirilmesinde de TİİKP yöneticilerinin açık revizyo­nist, teslimiyetçi tavrını gördü.

Doğu Anadolu Bölge Komitesi'nin Oluşumu

TİİKP, Doğu ve G. Doğu bölgelerinde çalışmalar yapmak için bu Oral Çalışlar, İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu’ndan oluşan üç kişilik bu komiteyi oluşturdu. Diyarba­kır, Urfa ve Adıyaman bölgelerinden Muzaffer so­rumlu olurken Malatya ve Tunceli bölgele­rinden de İbo sorumlu oldu. Ancak bir süre sonra Doğu Perinçek ve şüre­kâsı İbo'yu bir pu­suya getirip öldürmek istediler. Gelen kişi İbo'yu görünce Perinçek ve şürekâsının ihaneti gördü.

Aslında parti içinde kalıp mücadeleye oradan devam etme­nin önemini bilen ve bunu defa­larca ispatlayan İbo, artık TİİKP içinde bulunmanın ve mücadele etmenin hiçbir ko­şulu ol­madığı görünce ayrılık düşüncesi ağır bastı; yoldaş­larıyla tartıştı, konuştu.

7-8 Şubat 1972 tarihinde DABK'ni oluşturan İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu, Kürecik'te M. Ali Özdoğan’ın evinde bir araya gelirler. Bora Gözen’in hasta olduğu için ka­tılamamıştı. Yapılan toplantıda daha önceden İbo'nun kaleme aldığı 10 maddelik yazı ka­rar haline geldi ve Bora Gözen’e verildi. Gözen bu kararı desteklemedi ama Ali Taşyapan, Ali Mercan ve Kabil Kocatürk destek­ler... TİİKP Merkez Komitesi de bu 10 maddelik karar kar­şılık alternatif(!) bir genelgeyi yayınlarlar. Genelgede kuru laf salatası ve oyalama tak­tiklerinden başka bir şey yoktu (Daha geniş bilgi için bkz: Turhan Feyizoğlu, İBO, İbrahim Kaypakkaya, sf. 219 vd) Artık ayrılık gerçekleşmiştir. TİİKP MK'si de bir "tamim" yayınlaya­rak parti içinde bir bölünme olduğunu ve bölünmenin başını da İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu’nun çektiğini bildir­miştir.

Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist 

TKP/ML Kuruluyor 





 "Biz, biz,
Biz, biz, biz;
İşçinin köylünün yiğit sesiyiz
Namluya sürülmüş halk mermisiyiz
Baş koyduk, gönül verdik bu kavgaya
İhtilal için çarpar yüreklerimiz..."


Parti'nin isminin neden "Komünist"olmasını ise önder İbra­him Kaypakkaya sosyalist maskeli kimi hainlerden ve hain örgütlenmelerden ayrı olmasını savunup örnekler verdikten sonra şöyle açıklıyor: "Bu açıklamalardan sonra hareketi­mizin niteliğini ve nihai hedeflerini en kesin, en açık ve en doğru bir şekilde ifade eden ve pratikte de işçi sınıfının ve diğer emek­çilerin bilinçlenmesine katkıda bulunan ve bizi her türden sosyalizm hainlerinden ayıran adlandırmanın TKP/ML olacağı açıktır." (İ. Kaypakkaya, Seçme yazılar C.1, sf. 43)

Kaypakkaya ve onun programatik düşünceleri, Türkiye devrimci hareketinde de nitel bir kopuşu gerçekleştirdi. Çeşitli renklerdeki oportünist / revizyonist / reformist anla­yışlara da oldukça önemli bir darbedir. Kısaca "11 ilke ve 5 temel belge" olarak adlandırılan programatik görüşleri kı­saca şunlar­dır:

01. Köylük bölgelerdeki faaliyet esas, şehirlerdeki faaliyet talidir.
02. Silahlı mücadele esas, diğer mücadele biçimleri talidir.
03. İllegal faaliyet esas, legal faaliyet talidir.
04. Ülke çapında düşman bizden güçlü olduğu müddetçe, stratejik savunma esastır.
05. Stratejik savunma içinde taktik saldırılar esas, taktik savunma talidir.
06. Bu dönemde köylerde silahlı mücadele içinde gerilla mücadelesi esas, diğer mücadele biçimleri talidir.
07. Şehirlerde (büyük şehirlerde) stratejik savunma döne­minde, kuvvet biriktirmek, fırsat kollamak esas, diğer mü­cadele biçimleri talidir.
08. Örgütlenmede parti örgütlenmesi esas, diğer örgüt­lenme biçimleri talidir.
09. Diğer örgütler içinde silahlı mücadele örgütleri esastır.
10. Kendi kuvvetlerimize dayanmak esas, müttefiklerimize dayanmak talidir.
11. Ülkemizde silahlı mücadele şartları vardır.

Günümüzde de "kanayan bir yara" olan Kürt ve Kürdistan sorunu ilk kez önder Kaypakkaya tarafından geniş ve Marksist bir bilimsellikle ele alınmış ve çözüme kavuştu­rulmuştur. O zamanlar kimi siyasal yapılanmalar Kürtler­den "Halk" diye bahsederken Kürtlerin "ulus" niteliğine sahip olduğuna vurgu yaparak çözümünü getirmiştir:

Ulusal Sorun

A) Türkiye'de yalnız Türk ulusu değil, Kürt ulusu ve azın­lık milliyetler de yaşamaktadır. (Marksist-Leninist-Maoistler) MLM'ler, Türk hâkim sınıflarının Kürt milleti ve azınlık milli­yetlere uyguladığı ulusal baskının en kararlı ve en amansız düşmanıdırlar. Ulusal imtiyaz­lara, diller üze­rinde ki baskıya, ulusal baskılara karşı MLM'ler en önde mücadele eder.


B) Türk burjuva ve toprak ağaları tarafından ezilen Kürt ulusunun, "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma, ba­ğımsız bir devlet kurma hakkı her dönemde ve kayıtsız, koşulsuz savunduğumuz, desteklediğimiz bir konudur. Devlet kurma ayrıcağılı egemen ulus burjuva­zisinin teke­linde olamaz. MLM'ler, devlet kurma hakkı konusunda ki ayrıcalığa karşıdır. Nerede zora dayanan bağlar görürse, MLM'ler buna tavır alırlar.

C) Ulusların "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma öz­gürlüğü hakkı, bir ulusun ayrıl­masının gerekliliği ile karış­tırılmamalıdır. Yani bundan, ulusal kaderi belirlemeyi amaç edinen her isteği, her özgül durumu kayıtsız-koşulsuz MLM'lerin destekleyeceği sonucu çı­kartılamaz. Ayrılma sorunu somut olarak ele alınmalıdır. Bu sorun MLM'lerce bir bütün olarak sosyal gelişmenin ve sosyalizm için pro­letaryanın sınıf mücadelesinin menfaatleri açısından yargı­lanır. Ne var ki, MLM'ler tasvip etmedikleri bir ayrılığın karşısına zor kulla­narak, engel çıkarma yoluna asla git­mezler.

D) MLM'ler Kürt milletinin milli baskılara, zulme ve imti­yazlara karşı yönelmiş mücadele­sini kesinlikle destekler. Milli harekette ki bu demokratik muhtevayı kesinlikle des­tekleye­ceklerdir.
E) MLM'ler, Kürt burjuva milliyetçiliğini güçlendirmeyi amaç edinen, Kürt burjuva milliyet­çiliği lehine ayrıcalıklar sağlayan milliyetçi hareketi asla desteklemeyeceklerdir.

F) MLM'ler, türdeş olmayan bir devlette ki çeşitli ulusal topluluktan işçi sınıfı ve diğer emekçilerin komprador, pat­ron-ağa devleti yıkmayı amaçlayan, demokratik halk dev­rimi yolunda birleşik örgütlerde kaynaştırılmasını savunur. Bu anlamda, MLM'lerin demokratik halk diktatörlüğü sis­teminde ulusal soruna getireceği çözüm şöyle olacaktır:

01- Bütün milletlerin ve dillerin tam eşitliği garanti edile­cek. Hiç bir zorunlu dil olmaya­caktır. Halka, bütün yerli dillerin öğretildiği okullar açılacaktır. Ulusal azınlıkların hakları tam olarak güvence altına alınıp korunacaktır. Her ulusa kendi kaderini tayin etme hakkı tanınacaktır. İktisadi, kültürel ve başka esaslar da dikkate alınarak, ulus bazında saptana­cak bölgeler için "bölgesel özerklik", aynı bölgeler için "tam demokratik öz-yönetim" işlerliği esas alınacaktır.

02- Bu özerk bölgelerin sınırları, bölgenin iktisadi-toplum­sal koşulları, nüfusun ulusal ya­pısı çerçevesinde bizzat ma­halli nüfus tarafından saptanacaktır. Bunlar, demokratik bir yasayla da güvence altına alınacaktır.

03- Ulusal sorunda ki temel şiar ise "bütün uluslar için tam hak eşitliği, ulusların kendi ka­derlerini tayin hakkı, bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkların birleşmesi" olacaktır.
(Daha detaylı bilgi için Bkz: İ. Kaypakkaya, Seçme Yazılar C.1)

Ulusal sorunda olduğu gibi Kemalizm sorununda da on­larca yılın suskunluğunu parçalayan yine Kaypakkaya ol­muştur. Neredeyse tüm siyasal yapılanmalar Kemalizm karşısında sec­deye kapanırken önder Kaypakkaya secca­deyi kaldırıp atarak Kemalizm'i deşifre etmiştir. (Bkz. Age)
a) Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin ve az mik­tarda ki sanayii burjuvazi­sinin bir devrimidir. Devrimde ulusal karakterde ki orta burjuvazi önder değil, yedek güç olarak yer almıştır.

b) Kemalist devrimin önderleri daha anti-emperyalist savaş yıllarında, el altında emperya­lizm ile işbirliğine girişmiş­lerdir.

c) Kemalist devrim, işçi ve köylülere, bir toprak devrimi olanağına karşı gelişmiştir.

d) Kemalist devrimin sonunda sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapı, yarı-sömürge yarı-feodal yapı ile yer de­ğiştirmiştir.

e) Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, özde askeri fa­şist diktatörlüktür.

f) Kemalist devrim, politik cephede hanedanlık çıkarlarıyla birleştirilmiş olan meşrutiyeti, yeni hâkim sınıfların çıkarla­rına en iyi cevap veren cumhuriyet ile yer değiştirmiştir.


g) Kurtuluş savaşını takip eden yıllarda Kemalizm, devri­min baş düşmanıdır. (Geniş bilgi için bkz: age).

Kuşkusuz ki buraya önder Kaypakkaya’nın tüm düşüncele­rini alma durumumuz olmadığı için kaynakları bilgilerinize sunarak geçiyorum.

Önder Kaypakkaya, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 73'e kadar esas ola­rak Malatya, Tunceli, An­tep yörelerinde devrimci mücadeleyi yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, Büyük Ekim Devrimi başta ol­mak üzere Çin, Vietnam ve Arnavutluk devrimlerini anlatı­yordu. Ulaşabil­diği her sorunla ilgileniyor, alternatifler sunuyordu. Kürt bölgelerinde çalışmalar yapması nedeniyle "çat-pat" Kürtçe de konuşmaya başlamış ve Malatya'da "okuma grupları" kur­muştu.

Askeri faşist cuntanın ağırlığı kendini hissettiriyordu: Ya­kalananlar arasında her zaman olduğu ve olacağı gibi çö­zülenler de vardı, diz çöküp ihanet eden de vardı, Ömer Ayna gibi direnen yiğit devrimciler de vardı. İbo, Ömer'in resmini arkadaşlarına örnek olarak gösterip işkenceye di­renmek gerektiğini öğütlüyordu. Bu dönemde "Malatya'da Sınıfların Tahlili" isimli bir inceleme hazırladı.

"Altı Mayıs şafağında
Deniz faşizmin ağında
Cellâtlar Sinan'ı vurdu
Zalım Nurhak'ın dağında"


6 Mayıs şafağında, darağacında üç kızıl bayrak tüm görke­miyle sallanırken bu kez Sinan Cemgil ve iki yoldaşı kara top­rağı kızıla boyuyordu. Önder Kaypakkaya derhal araş­tırmaya girdi; sordu soruşturdu ve bu yiğit devrimcilerin kanına girenin Kâhyalı köyünün muhtarı olan Mustafa Mordeniz oldu­ğunu tespit etti. Kaypakkaya, iki yoldaşıyla birlikte bu muhbiri tutukladı, sorguladı ve sa­dece mükafat uğruna bu iğrençliği yaptığı anlaşılınca hak ettiği cezaya çarptırıldı. Böylece Kaypakkaya, her alanda olduğu gibi bu alanda da devrimci dayanışmanın muazzam bir "kaypakkayaca" ör­neğini gösteriyor ve diğer muhbirlere bu iğrenç, aşağılık meslekten vaz­geçmeleri mesajını gönderi­yordu. Bu eylem İbrahim Kaypakkaya devrimci dayanış­madan ne anladığını da pratikte gösteren bir eylemdi.
İbrahim Kaypakkaya, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Mu­zaffer Oruçoğlu da gel­mişlerdi. İbrahim Kaypakkaya, bu bölgede yol­daşları ile eğitim ça­lışmaları yaptı, onlara ge­liştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.

Aynı günlerde İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu haberini alan Üs­teğmen Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbra­him Kaypakkayave arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu.

İbrahim Kaypakkaya, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Ma­latya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.

O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz so­nuç vermemişti. Halk, İbrahim Kaypakkayave arkadaşlarını kendilerinden biri olarak gizliyordu. İbrahim Kaypakkayave arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de geceyarısı dağdan Tunceli'ye inmiş, karakolu ve lojmanı bombalamıştı.


23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiye­cek almak için Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru köme varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyul­dular ve uzaktan jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.

1973 yılının Ocak ayının 24. saba­hıydı. Kuşatma altında oldukla­rını gördüler. Ali Haydar kömü terk edemedi; vu­ruldu ve uzun ince bo­yunu uzatarak karlara kardelence açtı, kar kızıla boyanarak kan ağıtlar yaktı, ağladı gökyüzü. Fa­şizmin cellâtları kana doymuyor, her tarafı adeta kan gö­lüne çeviriyordu:

Önder Kaypakkaya da ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışı­yordu fakat o da vurulmak­tan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dol­muştu, hemen cebindeki adres­leri çıkartıp yok etti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşat­manın boş tara­fından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İb­rahim ve Ali Haydar'ı öldü sanarak bıra­kıp kaçanların pe­şine düştüler.

"Silah kucağında kanlar içinde
Uzanmış yatıyor İbrahim yoldaş
Bir yiğit ölür mü üç-beş kurşunla
Silkinmiş kalkıyor İbrahim yoldaş"


Ve silkinerek kalktı ayağa dağ kartalı Kaypakkaya, "Daha ölmem için çok erken, daha yapacağım çok şey var ölme­yece­ğim!" diye düşünüyordu.

Ölmedi!

Kafasına saplanan onlarca saçma, önder Kaypakkaya‘nın kaya gibi direncine yenik düştü; kalktı, boylu boyunca ya­tan yoldaşı Ali Haydar Yıldız'ın cansız yüzünü sevdi, yıldız gibi parlayan alnından öptü yoldaşının, kıvırcık saçlarını eliyle okşarken gözlerinden akan iki damla yaşı yüreğine akıttı ve Munzur dağla­rına, ana kucağına yöneldi.
 




Destanlaşmanın Tarihçe Tutanak Altına Alınması

Bulduğu bir mağarada iki gün kaldı. Yaralı ve aç olması fiziki gücünü hızla tüketiyordu. Değişik köylere uğradı, kimi duyarlı insanlar yardım ettiler. Vurulduğunun beşinci günü yine bir köye gitti. Köyün öğretmeni gerici bir faşistti. İhbar etti, yakalattı bu yiğit önderi... (Not: Bu öğretmen 4 sene önce, yani ihbarından 28 yıl sonra şu an ismi "Maoist Komünist Partisi" olan devrimci bir parti tarafından ceza­landırılmıştır.) Üsteğmen Fehmi Altınbilek dünya savaşını kazanan bir general gibi düşünüyordu kendisini.

Gökçe karakoluna kadar karın-buzun içinde yaralı olduğu halde yaya olarak ya yürütüldü, ya sürüklendi. Donma ken­dini göstermeye başlamıştı. Faşizmin cellâtları hemen orada "ko­nuşturup" öldürmek istiyorlardı ama İbrahim gibi bir granitten kayaya çattıklarını anla­makta gecikmediler. Siyasal konuşmalarını burada da yapan önder, örgütsel ola­rak tek bir harf bile vermiyordu işkencenin tüm namussuz­luğuna karşı...

Burada başlayan işkenceler Şubat başında Tunceli'ye, ora­dan Elazığ'a oradan da Diyarba­kır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. Gittikçe ağırlaşan yaraları yüzün­den ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı, cellâtlar onlara gerekli bilgi­leri vermeden ölüp gitmesine razı değildiler. Önder Kaypakkaya burada donma/kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında iyileştikten sonra tekrar sorgular baş­ladı, faşist­ler onu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deniyor­lardı, fakat tüm çabaları boşa çıktı, şaş­maz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel faaliyeti hak­kında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum karşısında çılgına dönü­yorlardı.

Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yap­mıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duy­guları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiri­yordu. Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:

Devrim İçin Her Zaman Ölecekler Bulunur

"gider, gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta"


Yaklaşık dört ay süren işkenceler sonucunda da önder Kaypakkaya’nınağzından tek söz alamadılar. İşkence sıra­sında yaptığı aktif savunma ve siyasal propaganda, cellâtla­rını az­gınlaştırmasına rağmen onlara korku ve saygınlığı aynı anda veriyordu kendi ininde!

Hiçbir zor, hiçbir entrika, hiçbir insanlık dışı olgu komünist bilinç ve irade karşısında tutu­namaz. Tıpkı Kaypakkaya’nın bu şahlanışı karşısında tuzla buz olması gibi!

Güneş, 18 Mayıs 1973 günü önder Kaypakkaya’nın işken­celerle parça parça edilerek kendi­sine gömülmesi sonucu daha parlak çeşitli ulus ve azınlıklar mozaiği olan Türkiye proletar­yası üzerinde! Daha bir yol gösterici şimdi.

İbrahim Kaypakkaya Kimdir?

Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin Türkiye'ye ustaca uyarlanması olarak:


* İbrahim Kaypakkaya, faşist kemalist ideolojinin deşifrasyonu demektir,
* İbrahim Kaypakkaya, ulusal soruna nasıl yaklaşılması gerektiğidir,
* İbrahim Kaypakkaya, Türkiye'deki devrimci mücadelenin nasıl olması gerektiğinin bir sentezidir,
* İbrahim Kaypakkaya, halkın ve bağımsızlık savaşının simgesidir.

Kısaca İbrahim Kaypakkayakomünist bir önder demektir!

Selam olsun sana enternasyonal proletaryanın sıra neferi ve Türkiye proletaryasının önderi!
Selam olsun sana ölümsüzlük sembolü!

18 Mayıs Türküsü

"Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam"

18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı
İşçinin köylünün kurtuluş
Ordusu devrimci erleriz
Ölümlerle yeniden doğar
Ölmeyen devrimci erleriz
Bir vücut, bir yumruk ve bir baş
Bağımsızlığa kadar savaş
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleriz

Unutmam 18 Mayısı,
18 Mayısı unutmam
Ali Haydar Yıldız'ımızı
Vuranlar korkutamaz bizi
Vuruldukça artırdık hızı
Durmayan devrimci erleriz

18 Mayısı unutmam,
Unutmam 18 Mayısı
Bağımsızlık gelene dek
Ellerden düşmeyecek tüfek
İbo, Haydar, Muharrem Çiçek
Solmayan devrimci erleriz.

* Çeşitli yayın organlarında ve bültenlerde İbrahim Kaypakkaya’ın doğum tarihi 1949 ola­rak geçmektedir, an­cak bu doğru değildir. 1949 İbo'nun resmi yaşıdır.

** Bu konuda geniş bilgi için bakınız: Han Suyin, Sabah Tufanı 1 ve 2 ciltler; Jean Daubier, Çin Kültür Devrim Ta­rihi

18 Mayıs 2005



0 Yorumlar:

Yorum Gönder