Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » "Sol" Komünistlerin Çürük Tutanağı Boykot

"Sol" Komünistlerin Çürük Tutanağı Boykot

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 20 Haziran 2018 Çarşamba Saat : Haziran 20, 2018




En baştan adını koyalım: "Devrimcilik" ya da "Komünistlik" yapmak veya yaptırmak kolaydır. Zor olan devrimci olmaktır, komünist olmaktır. Hele hele tuzların görece "kuru" olduğu bir dönemde "fena halde devrimci veya komünist" olmak su içmek gibi basittir Oysa komünist olmak ile komünistlik yapmak benzerlik taşısa da özdeş değildir.

Birileri bir tespitte bulunur; bu tespiti benimseriz veya reddederiz, bu herkesin en doğal hakkıdır ancak “benim tespitimi beğenmedin, öyleyse sen oportünistsin, revizyonistsin!” türü sıradanlıklar zincirleme gelirse tespiti yapan(lar) tamamen doğru bir tespitte bulunmuş olsalar bile benimsemeyenlere yönelik bu yaklaşım, en iyimser bir söz ile onları uzaklaştırır ki, bu bile başlı başına komünist olunmadığının ama ancak "Komünistlik"(!) yaptığını gösterir.

Seçimlerden önce, 17 Haziran 2018 tarihinde kaleme aldığım "Seçimler ve Boykot Üzerine" isimli kısa yazımda proletaryanın ve burjuvazinin bundan ne anladığını ve proletaryanın nasıl davranması gerektiğine ilişkin düşüncelerimden kısa kesitler sun-muştum.

Sırayla birkaç alıntı papayım:

"Burjuvazinin bu "eçim" aldatmacasını çok sevmesinin birçok nedeni olmakla birlikte, düşünceme göre en önemli nedenlerinden biri, "seçim"in halka yapay bir "irade gücü ve güven" vermesidir. Oy kullanan seçmen, "O" kişiyi kendisinin seçtiğini sanır.

Seçimlere katılacak olan özel ve/veya tüzel kişilikler kendi yapılarına uygun bir yalan saptayarak insanları kandırmaya çalışırlar ve seçimlere böyle giderler. Aslında, kimi özel durumlar hariç, seçilecekler önceden belirlenmiştir ve genel olarak oylar ya sayılmaz ya da "sayılmış" gibi yaparak insanları yine kandırırlar. Ülkemizdeki son "referandum" şaklabanlığı bunun en açık, en net kanıtlarındandır. Çok da uzaklara gitmeden, çok partili demokrasiye geçilmesinden günümüze kadar yaşananlara bir başından bir de sonundan özet olarak bakalım:"


dedikten sonra Adnan Menderes’i örneklemiş, sonraki Başbakanların isimlerini sırala¬mış, onların yaptıkları her şey göz önünde olduğundan örnekleme gereksinimi duymamıştım. Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin çok az örneklemelerde bulunarak 22 ülkenin sınırlarının (tabi ki pazarlarının) ABD lehine değiştirilmesi projesi olan Genişletilmiş Büyük Orta Doğu Projesi’ne atıfta bulunmuş ve bu hırsız, katilden halka herhangi bir yarar gelemeyeceğine dikkat çekmeye çalışmıştım. Çünkü bu katil, kendisinin televizyonlarda kasıla kasıla söylediği gibi projenin "Eş Başkan"larından biridir.

Yukarıdaki alıntımda; "Seçimler aldatmacadır, sahtekarlıktır; bu oyuna gelmeyelim!" demek istiyorum, çünkü Marx, Engels ve Lenin yoldaşlardan yaptığım alıntılar zaten parlamentarizmi gayet güzel anlatıyorlar. Ama bizim "Sol" komünistlerimiz anlayamadı.

Oysa "Burjuvazide Seçimlerin Pratik Anlamı" alt başlığıma yaptığım giriş, bunun ne demek olduğunu berrak bir şekilde belirtmektedir:

"Her şeyden önce seçimler proletaryanın stratejik rotası üstünde bulunmadığı için taktikseldir, bu anlamıyla da bizim "olmazsa olmaz"ımız değildir ancak bu rotayı besleyenlerden biri olduğu da açıktır. Ülkenin ve Proletarya Partisi'nin koşulları uyarınca seçimlere katılmaktan tutun da boykota kadar geniş bir yelpaze içerir ancak tekrarlamakta yarar var: Seçimlere girilse de, seçimler boykot edilse de ikincil olma özelliğini yitirmez. Devrimci proletarya açısından bunun gerekçesi, karşı devrim cephesine top-yekûn bir sınıf savaşı yürütmesinin esas alınmasıdır.”

Bu düşüncem "boykotçu" arkadaşlarımızın kulağında küpe olarak yer alsın, çünkü birazdan bize yine lazım olacak.

 Lenin yoldaşın "Sol" Komünizm isimli eserinden yaptığım alıntıyı burada yineleyeyim:

"(…) burjuva parlamentosunu ve bütün öteki gerici kurumları dağıtmaya gücümüz yetmediği sürece, bu kurumlarda çalışmak zorundasınız, özellikle hala papaz takımının ve taşra kovuklarının boğucu havasının hayvanca bir bilinçsizlik içinde tuttuğu işçiler mevcut olduğu için, bu kurumlarda çalışmalısınız. Bunu yapmazsanız gevezeden başka bir şey değilsiniz." (Lenin) (abç)

Lenin yoldaş tarafından "Geveze" olarak nitelenmemek için :) ülkedeki tüm devrimci siyasal yapılanmaları gözümün önüne getirdim. Az veya çok bunların konsey tarafından yönetilen (adı ne olursa olsun) bir "cephe" kurduklarını canlandırmaya çalıştım. Bugünkü koşullarda bu cephenin bile boykot için çok zayıf kaldığı sonucuna ulaştım. Çünkü bana göre boykot yapabilmenin asgari koşulları dahi (bildiğim kadarıyla hiçbir devrimci hareket bunu yapmadı) saptanmamışken, boykot yapmanın:

"Düşmanın kullandığı ya da kullanabileceği bütün silahlardan, araç ve yöntemlerin-den yararlanmayı, bunları kullanmayı öğrenmemiş olan bir orduyu savaşa sürmenin akılsızca bir davranış, giderek cinayet olduğu besbellidir." (11 -Lenin) düşüncesinin doğruluğunu gördüm. Çünkü boykot "oynamıyorum, küstüm" türü bir kolay eylem düzeyinde değildir. Boykot, yine Lenin yoldaşın deyimiyle,

"Verili kurumun biçimini değil, varlığını reddeden boykot, mücadelenin en kati aracıdır. Boykot, eski rejime karşı savaş ilanı, doğrudan bir saldırıdır."

Yeterince net değil mi? Neyi anlayamıyorsunuz? Ülkede hangi siyasal yapılanmanın bu faşist diktatörlüğe karşı "doğrudan bir saldırı" gücü var?

İki paragraf öncesine döneyim: boykot üst düzey bir eylemdir, düşmanla burun buruna gelmektir, Proletarya Partisi başta olmak üzere devrimci güçlerimizin bunları yapabilecek düzeyde olması gerekir, çünkü:

"Marksist duruşu olan Sosyal-Demokrat, boykota ilişkin son kararını, birisinin ya da bir kurumun gericiliğinin derecesine bakarak değil, Rus devrimi deneyiminin de göstermiş olduğu gibi, belli bir mücadele yöntemi olan boykotun uygulanmasına olanak tanıyan özel koşulların varlığına bakarak verir." (09-Lenin)

Dedikten sonra boykot düşüncesinin doğruluğunu savunan arkadaşlara "Proletaryanın Seçimlere Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır" alt başlığında;

Bana göre en önemlileri aşağıdakilerdir:

1) Türkiye proletaryası nasıl ki uluslararası proletaryanın bir parçasıysa, iktidardaki Türkiye burjuvazisi de uluslararası burjuvazinin bir parçasıdır. Bu yüzden, nasıl ki proletarya ve bağlaşıklarının nesnel konumlarını bilmek can alıcı bir öneme sahipse, burjuvazinin ve bağlaşıklarının da konumlarını bilmek aynı ölçüde öneme sahiptir. Bu, bize "güçler dengesi"nin nesnel analizi için şarttır;
a) Uluslararası burjuvazinin kendi içindeki durumu ve başta proletarya olmak üzere halklara karşı izlediği etkin siyasetin saptanması;
b) Türkiye burjuvazisinin kendi içindeki durumu ve Türkiye halklarına karşı izlediği etkin siyasetin saptanması;
c) Türkiye burjuvazisi ile bağlı olduğu uluslararası burjuvazinin arasındaki bağın boyutu;
d) Aralarındaki çelişkilerden yararlanma olanaklarının saptanması;

2) Ülkenin sosyolojik analizini yaparak toplumsal sınıf ve katmanların bir fotoğrafını çıkarılması;
a) Bu fotoğrafın analizinde Mao'cu "halk" kavramına özel bir yaklaşım sergilenmesi;
b) Proletarya Partisi'nin nesnel konumu ve başta diğer devrimci yapılanmalar olmak üzere "müttefik" konumundaki tüm antifaşistlerle olan ilişkileri. diye yazmıştım. Artık seçimler bitti.

Şimdi boykot’u savunan arkadaşlara iki sorum var:

1) Boykotu nasıl yaptınız?
2) Yaptığınız boykotun sonucu nedir?

20 Haziran 2018



0 Yorumlar:

Yorum Gönder