Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Sonsuzluğun Doğumu

Sonsuzluğun Doğumu

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 24 Eylül 2017 Pazar Saat : Eylül 24, 2017


Bugün canım "romantik", ama şöyle azıcık "doğaçlama romantik" takılayım istiyor. Sürç-ü lisan eylersem affola :)

Biliyorum; romantizmden söz edilince insanın aklına ister-istemez bahar, meltem rüzgârları, ay ışığı, gündoğumunu izlemek gibi şeyler gelse de, eğer olanak yoksa bizler sigara ve alkol bağımlısı yapan şiir, roman gibi şeytani şeylere sarılmakta ve genel olarak bunlarla yetinmekteyiz. Hem de "birilerini" kızdırma pahasına!

Neyse... Yazmaya başlayarak bir taşla birkaç Phoneutria[1] türünü yok etmeye çalışayım :)

Her ne kadar mevsimsel olarak kış olsa da, aklın ilkbaharının ılık iklimini yaşadığı için soğuğu hissetmiyordu. Doğrusu kendine olan güveninden dolayı öyle rahattı ki, gören, soğuktan asla etkilenmeyen bir heykel olarak da düşünebilirdi.

Güneş, berrak mavi-kızılımsı ufukta kirpiklerinin ucunu göstermeye başlayınca fena bir heyecan bastı. Kalbinin her bir çarpıntısı adeta bir süpernova patlamasıydı! Uzansa, güneşi kirpiklerinden yakalayıp kendine doğru çekecek ve dudaklarına öyle bir yapışacaktı ki, güneş ışık saçamaz olacaktı! Güneşin halini düşündü, gülümsedi.

Ayağa kalktı. Henüz kaybolmamış birkaç yıldızın sönük ışıklarına baktı ve, "Sizin ışıklarınız benimkinden yaşlı ama hepinizin ışığını toplasak benim "sol göğüs altında yatan Cevahir"imin ışığı etmez!" diye meydan okudu. Esen meltem rüzgârlarını bir peştamal gibi vücuduna sardı, serinledi.

Yanağını güneşin yanağına yaslayarak yürümeye başladı. Kalbindeki o muazzam ritmik çarpıntının kaynağını düşündükçe devleşti, devleşti, devleşti ve sonunda öyle bir hale geldi ki, tüm evrendeki oksijeni bir nefeste ciğerlerine doldurdu. Yürüyüşü bile artık bir asalet sahibiydi.

Yürürken, bir süre sonra başının yanından bir yavru kırlangıç uçtu ve tam kulak hizasındayken bir şeyler cıvıldadı. Tek bir ses "kırlangıçça" bilmese de, ne demek istediği beyninde öylesine bir yankılanmıştı ki, kuşkuya yer bırakmayacak kadar net anladığı için bir Cirrus[2] türü bulutu alıp başına koydu.

Yürümeye devam etti. Geçmişte yaşadığı olaylarda söylenen ağıtlar kulaklarında çınladı. Bildiğimiz ölüm hırıltılarıydılar ancak garip bir şekilde şen-şakrak türkülere dönüşmüştü. Güvercinlerin kanatlarından tutup halaya durası geldi.

Sanki birden görünmez bir duvara çarpmış gibi durdu. Aklı ile inancı arasında çatışma başlayınca, izlemek istedi. Çatışmanın her anını pür-dikkat izledi ve gördü ki aşk, hiç de beklediği gibi kendini şaşkınlık ve sevinçle harlanmış bir özgüvene bırakmıyordu. "Acaba", dedi içinden, "acaba bu güveni gerçekleştirebilir miyim? En azından bunu sevdamın anısına yapmalıyım." düşüncesinde karar kıldı. Rahatlıkla yürümeye devam etti.

Zaman, karşısına destursuz çıkınca sevdiğini koruma refleksiyle elini yüreğine kapattı! Kendinden çok emin bir sesle "Ne yaparsan yap", dedi Zaman, "aşkın da seninle ölecek, çünkü ben bittim." deyince kınındaki öfkesiyle köpürmüş kılıç gibi kendini çekti ve bir darbeyle Zaman'ın nefesini kesti.

-Ben ki tarihteki tüm tanrıları ve tanrıçaları önümde diz çöktürdüm; ben ki tüm sarayları saltanat sahiplerinin tepesine yıktım; ben ki tüm sınırları tarihin çöplüğüne atarak dünyayı tek vatan yaptım; ben ki tüm renkleri olanca güzelliğiyle gökkuşağı yapıp gökyüzünün gülümsemesini sağladım; lan, sen kimsin ki bana ömür biçiyorsun! diye kükredi.

******
Çağlar: Yani zamanın ölümü böyle mi oldu?
Onur: Hayır, aşkın sonsuzluğu böyle doğdu.


Dipnotlar:
1] Dünyanın en zehirli örümcek türlerindendir ancak burada mecaz içeriklidir.
2] At yelesi de denilen bir bulut çeşidi.

11 Şubat 2016

0 Yorumlar:

Yorum Gönder