Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Sanat ve Bilim Arasındaki Ayrım 1

Sanat ve Bilim Arasındaki Ayrım 1

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 11 Eylül 2017 Pazartesi Saat : Eylül 11, 2017


Adına "Kültür" dediğimiz kavramın manevi alanının önemli disiplinlerinden biri olan Sanat, bilimin ve felsefenin yaptığı gibi, hem "kendi" ve hem de "kendi dışındaki" tüm gerçekliğin bilinmesine yardımcı olur. Ancak bunu yaparken bilimin ve felsefenin yöntemlerini kullanamaz; sanat, bunu kendine özgü bir estetik ve artistik yaklaşım ile gerçekleştirir ama felsefe ve bilim de sanatın yöntemlerini kullanamaz. Her sanat anlayışı ve uygulatıcısı (sanatçı), belli bir sınıfsal anlayışa denk düştüğü için, diğer idelerde ve fenomenlerde olduğu gibi, bunda da bir "sınıflarüstü statü" söz konusu değildir.

Bilim, söz konusu içerikleri soyut kavramlarla ifade ederken sanat, imgeler yoluyla bunu gerçekleştirir ve tam da burada "Sanatın Özgünlüğü" dediğimiz durum gerçekleşir. Çok uzun yıllar önce, bu durumu en berrak şekilde eski Roma'lılar saptamışlardı. Onlar, nesnenin türünün, yani ait olduğu cins içindeki yerinin ve bu türün özelliklerinin belirlenmesiyle her şeyin bir özgünlüğü olduğunu tespit etmişlerdi ancak dikkat çekici bir duruma dönüşmesi antik Yunan filozoflarınca gerçekleştirilmişti. Platon ve O'nun parlak öğrencilerinden Aristoteles, sanatı, "doğanın bir taklidi" olarak görmekteydi ve onlara göre "doğa", var olan sayısız tekil fenomenin soyut toplamıydı. Yani sanat, bu tekil fenomenleri yontu, şiir, resim vb. sanatsal alanlarla yansıtma yeteneğiydi ve bu anlayış Fransız Aydınlanmacılığı'nın km taşlarından biri olan Denis Diderot'ya kadar uzanmıştı.

Farklı kişilere göre farklı algılanan ve yorumlanan sanata ilişkin ilk doğru, belirgin nitelemelerden biri, Hegel'in önemli ölçüde etkisinde kalan ünlü Rus edebiyat eleştirmeni Vissarion Grigoryeviç Belinski'dir. Pyotr Nikolayevich Pospelov'un aktarımına göre Felsefe-Bilim ve Felsefe-Sanat arasındaki ayrımı Belinsky şöyle niteliyor:

"Felsefeci, tasım’larla konuşur, şairse, figürler ve imgelerle; ama söyledikleri aynı şeydir. Siyasal ekonomi kuramcısı, elindeki istatistik rakamlarıyla, okuyucusunun ya da dinleyicisinin anlık’ını (idrak’ini) etkileyerek kanıtlar... Şairse, gerçeğin yaşayan, açık seçik sergilenişiyle okuyucusunun zihinsel yaratıcığını (fantezisini) etkileyerek gerçeğe uygun bir imge halinde, belirli bir toplumsal sınıfın şu ya da bu nedenlerden ötürü gerçekten güçlenip geliştiğini, ya da durumunun kötüleştiğini gösterir. Biri kanıtlar, öteki gösterir, ama her ikisi de inandırmaktadır (ikna etmektedir); yalnızca bir farkla: Biri mantıksal çıkarsamalar yoluyla, ötekiyse, imgeler yoluyla."

31 Ekim 2015

0 Yorumlar:

Yorum Gönder