Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Sanat ile Bilim Arasındaki Ayrım 2

Sanat ile Bilim Arasındaki Ayrım 2

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 11 Eylül 2017 Pazartesi Saat : Eylül 11, 2017


Sanatı bir taklit olarak gören Antik Yunan'ın önemli filozoflarından Aristoteles'e göre taklit, çocukluktan itibaren gelişen bir özelliktir ve bu özellik sayesinde "şeyleri bilme" yoluna gideriz:

"Nitekim hem taklit etme hem de herkesin taklitlerden hoşlanıyor olması, çocukluktan itibaren insanlarla birlikte gelişen bir özelliktir.

(Öteki canlılardan da bu bakımdan ayrılırlar. Çünkü insan taklit etmeye en yatkın canlıdır ve ilk bilgilerini de taklit yoluyla edinir.) Bunun kanıtı ise eserlerde ortaya çıkan durumdur: Nitekim resimlerine bakmaktan en çok hoşlandığımız şeyler, yaşamda tiksinti duyarak baktığımız şeylerin resimleridir; son derece iğrenç hayvanların ve cesetlerin görüntüleri. Bunun nedeni şu: Öğrenmek, yalnızca filozoflar için değil, diğer insanlar için de en haz verici şeydir; (…). Resimlere bakmaktan zevk almamızın nedeni, bakarken öğrenmek ve her birinin neye ilişkin olduğu konusunda, bu mu, yoksa şu mu olduğu konusunda sonuç çıkarmaktır."

(Bkz: Aristoteles, 2005: 1448b 5- 15). Aktaran: Hülya Yetişken, Aristoteles’te Sanatın Neliği ve İşlevi

Aristoteles'in bu paragrafında dikkat çekici doğru yan, "taklit"in, "Bilme" ve "Öğrenme" kavramlarıyla bir bağı olduğu belirlemiş olmasıdır. Bunun dışındaki saptamalarına birçok nedenden dolayı katılmıyorum, çünkü O'na göre sanat bir taklit iken, bilimin konusu da "zihinle elde edilebilen genel"dir ve görüldüğü üzere son derece dar bir alan içindedir. Ancak O'nu dar alan içine alan bilim veya sanat değil, idealist anlayışıdır, çünkü O'na göre tüm doğa, "maddeden forma, formdan maddeye" şeklinde bir zincirleme hareket içindedir, madde her zaman ikincil konumdadır ama aslolan daima Tanrı'dır.

Lenin'in sözleriyle, "Bütün ilk Rus devriminin spesifik tarihsel çizgilerini, onun gücünü ve zaaflarını, (…) "bir köylü burjuva devrimi olarak" başlıca uyarıcı özelliklerinden birini şaşılacak bir açık yüreklilikle yansıtan" ünlü yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy'un sanata ve edebiyata ilişkin yazdığı yazılar bilindiği üzere esas olarak 1861-1904 yılları arasını kapsar. Bu dönem, Rusya'da kapitalizmin hızla büyüdüğü ve ataerkil feodal köylülüğün de yıkılma dönemidir. Tolstoy, bu çalışmaları yaparken kendi penceresinden de sanatın özüne ilişkin düşüncelerini berrak bir şekilde dile getiriyordu. O'na göre sanatın özü, sanatçı tarafından ampirik duyguların insanlara iletilmesinden başka bir şey değildi. Durum böyle olunca, sanat ve özü hem epistemolojik olarak hem de içerik olarak fena halde darlaşmış hale geldiğinden Georgi V. Plehanov haklı olarak itirazını yaptı ve sanatın, yalnızca sanatçının duygularını değil, aynı zamanda düşüncelerini de dile getirdiğini ve bunu da "yaşam dolu imgeler" içinde yaptığına dikkat çekerek bilimsel noktayı koydu. (abç)

Sanat ile Bilim birbirleriyle bağıntılı olsa da, temsil ettikleri alanı yansıtmak / göstermek için kendilerine özgü imgeler yaratırlar. Bunlar birbirlerini destekleseler de, birbirlerinin imgelerini kullanamaz. Örneğin, biliminsanları, bilimsel genellemeleri yansıtırken (açıklarken / öğretirken) hiçbir biçimde hiperbolizasyona giremez; yani kendi fantezileriyle / tasarımlarıyla ilgili konuyu yükseltemezler, güçlendiremezler, zayıflatamazlar, özcesi (artı veya eksi olarak) abartamazlar; onlar, olguyu sadece ellerindeki veriler kadar yansıtabilirler ve buna zorunludurlar. Sanatçılar ise iki şey yapabilirler: Ya olguyu olduğu gibi "resmederek" yansıtırlar, ya da, ilgili olguyu kendi fantezileri ölçüsünde artı veya eksi (veya ikisini birden kullanarak) yansıtırlar ki, burada sanatın bilimsel üç kuralını; 1) Biçim, 2) Biçimlenen şey ve 3) İçerik'i kesinlikle gözden kaçırmamak gerekir. Çünkü sanata niteliğinden dolayı damga vurduran bu üç kuraldır.

02 Aralık 2015

0 Yorumlar:

Yorum Gönder