Türkiye’nin “küçük Amerika” olma yolundaki ilk somut adımları Menderes hükümeti döneminde belirginleştirmeye başladı. “Yürüyüş” şeklindeki bu adımlar, sonraki yalancılar tarafından “koşar adım”a çevrildi ve günümüze kadar geldik.
Menderes’in seçim öncesi saptadığı yalan, “Her mahalleye bir milyoner”di... “Her mahallede ‘yaratılan’ milyonerler de mahalleyi kalkındıracak ve böylece tüm Türkiye kalkınacaktı!
Ekselansları majesteleri “Her ilçeye bir milyoner!” de demiyor, “Her mahalleye bir milyoner!” diyor!
Ben o zamanlar doğmadığım için (verili bilgiler ışığında ve bilebildiğim kadarıyla) 1950’li yılları düşünüyorum...
Örneğin 1951’de Türkiye’de kaç tane ilçe vardı? Bilmiyorum. Örneğin 1953’de Türkiye’de kaç tane nahiye vardı? Bilmiyorum. Bunları bilemedikten sonra hele de mahalle sayısını hiç bilemem: Bin tane mi, on bin tane mi, yüz bin tane mi; bilemem.
Peki Menderes iktidara gelince ne yaptı? Amerikan mandacılığını güçlendirmenin dışında, halka verdiği bu sözünü hiç gerçekleştirmeye çalıştı mı?
-Bütün suç komünistlerindir. Onlar olmasaydı Menderes bunları gerçekleştirecekti!
-Hadi canım sen dee!
*****
Her ne kadar “demokrat”lıkla uzaktan yakından bir bağlantısı olmasa da, Demokrat Parti’den bayrağı devralan Demirel, “Demir Kır At”ına binerek “demogırasi”cilik oynamayı epey benimsemişti (Hoş, şimdi de aynı ya!). Seçim meydanlarında “demogırasi”nin “yüce Türk milleti”ne “binaenaleyh fevkalâde yakışacağı”ndan söz eden Demirel, birkaç kez iktidarın verimli koltuğuna oturmayı başarmıştı.
Muhalefetteyken (Ecevit’i kastederek) “Hökümatın başı”nın anarşiyi önleyemeyeceğinden de söz ediyordu örneğin. Koltuğa geçince can-ciğer kuzu sarması ortakları olan kan baronu Türkeş ile din baronu Erbakan eşliğinde ülkenin zenginliklerini peşkeş çekmede; zam, seri ve kitlesel katliamlar konusunda “demogırasi”sini iyi sağladığını söyleyebiliriz. Pişkinlikte sınır tanımayan “Hökümatın” yeni başı Demirel, işlenen onca faşist katliama rağmen “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” bile diyebiliyordu gazetecilere...
Kendi yandaşları arasında ve anlayışındaki “demogırasi”yi bile uygulamaktan acze düşünce, darbeci generaller tarafından şapkası eline tutuşturulan Demirel, bu defa, “Benim yetimim, benim dulum, benim emeklim, benim memurum...” vb. demeye başlamıştı. İktidarı istiyordu yine. Gelince, yetimlerin, dulların filan durumunu “düzeltecekti”! Hızını alamayınca, “hür toplum, hür seçim, hür yargı, hür basın” gibi şeyleri de ekledi. Ülkedeki bu olumsuzlukların hepsinin “çaresi” vardı ve kendisindeydi, çünkü “Binaenaleyh demogırasilerde çare tükenmez”di. Tıpkı kendisini protesto etmeye çalışan insanların karşılarına panzerle çıkması, ama sıra kendisine gelince de yolların yürümekle aşınmayacağını söylemesi gibi!
İktidarları döneminde dullara da, işsizlere de, yetimlere de, emeklilere de kitlesel katılımlar oldu. Sözünü verdiği “hür basın, hür yargı” falan ancak “hür hayaller” olarak kaldı.
-Bütün suç komünistlerindir. Onlar olmasaydı Demirel bunları gerçekleştirecekti!
-Hadi canım sen dee!
Muhalefetteyken (Ecevit’i kastederek) “Hökümatın başı”nın anarşiyi önleyemeyeceğinden de söz ediyordu örneğin. Koltuğa geçince can-ciğer kuzu sarması ortakları olan kan baronu Türkeş ile din baronu Erbakan eşliğinde ülkenin zenginliklerini peşkeş çekmede; zam, seri ve kitlesel katliamlar konusunda “demogırasi”sini iyi sağladığını söyleyebiliriz. Pişkinlikte sınır tanımayan “Hökümatın” yeni başı Demirel, işlenen onca faşist katliama rağmen “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” bile diyebiliyordu gazetecilere...
Kendi yandaşları arasında ve anlayışındaki “demogırasi”yi bile uygulamaktan acze düşünce, darbeci generaller tarafından şapkası eline tutuşturulan Demirel, bu defa, “Benim yetimim, benim dulum, benim emeklim, benim memurum...” vb. demeye başlamıştı. İktidarı istiyordu yine. Gelince, yetimlerin, dulların filan durumunu “düzeltecekti”! Hızını alamayınca, “hür toplum, hür seçim, hür yargı, hür basın” gibi şeyleri de ekledi. Ülkedeki bu olumsuzlukların hepsinin “çaresi” vardı ve kendisindeydi, çünkü “Binaenaleyh demogırasilerde çare tükenmez”di. Tıpkı kendisini protesto etmeye çalışan insanların karşılarına panzerle çıkması, ama sıra kendisine gelince de yolların yürümekle aşınmayacağını söylemesi gibi!
İktidarları döneminde dullara da, işsizlere de, yetimlere de, emeklilere de kitlesel katılımlar oldu. Sözünü verdiği “hür basın, hür yargı” falan ancak “hür hayaller” olarak kaldı.
-Bütün suç komünistlerindir. Onlar olmasaydı Demirel bunları gerçekleştirecekti!
-Hadi canım sen dee!
*****
Dönemin İsrail’inin “Kibutz” isimli komünlerinin kötü bir kopyası (ama Türkiye için “yeni”) olan ”Köykent Projesi” ile iktidar oldu. Köyden kente olan yoğun göçü önleyecek, köylüleri ağaların ve tefecilerin elinden kurtaracak, her köye okul, kütüphane, gezici bilim ve eğitim görevlileri gönderecek ve böylece ülkeyi kalkındıracaktı. Bundan önceki (14 Ekim 1973) iktidarını “Su işleyenin, toprak kullananın!” diyerek sağlamıştı.
“Sosyal Demokrat” maskesi ve “Karaoğlan” ismiyle meydanlarda cirit atıp halkı kandıran bu kişinin sosyal demokratlıkla bir ilişkisinin bulunmadığını, onu maske olarak kullandığını, kendisi için “Reformist” ya da “Burjuva demokratı” olduğunu söyleyenlerin yanıldığını; isminin “Karaoğlan” değil, “Karayılan” olması gerektiğini, çünkü bu kişinin faşist olduğunu söyleyenler de az tepki görmemişlerdi kimi çevrelerce...
“Kemer sıkma” politikası eşliğinde ekonominin alt düzeylere düşmesi bir yana, iktidarları döneminde halkın boğazını sıkı sıkı sıkan sıkıyönetimlerin ve kitlesel katliamların altına imzasını koydu.
Öyle ki; ne köy kalmıştı, ne kent...
-Bütün suç komünistlerindir. Onlar olmasaydı Ecevit bunları gerçekleştirecekti!
-Hadi canım sen dee!
“Sosyal Demokrat” maskesi ve “Karaoğlan” ismiyle meydanlarda cirit atıp halkı kandıran bu kişinin sosyal demokratlıkla bir ilişkisinin bulunmadığını, onu maske olarak kullandığını, kendisi için “Reformist” ya da “Burjuva demokratı” olduğunu söyleyenlerin yanıldığını; isminin “Karaoğlan” değil, “Karayılan” olması gerektiğini, çünkü bu kişinin faşist olduğunu söyleyenler de az tepki görmemişlerdi kimi çevrelerce...
“Kemer sıkma” politikası eşliğinde ekonominin alt düzeylere düşmesi bir yana, iktidarları döneminde halkın boğazını sıkı sıkı sıkan sıkıyönetimlerin ve kitlesel katliamların altına imzasını koydu.
Öyle ki; ne köy kalmıştı, ne kent...
-Bütün suç komünistlerindir. Onlar olmasaydı Ecevit bunları gerçekleştirecekti!
-Hadi canım sen dee!
20 Temmuz 2007









0 Yorumlar:
Yorum Gönder