Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home »
Makale-2017
» Akıllı Tasarım
Akıllı Tasarım
Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 27 Temmuz 2017 Perşembe Saat : Temmuz 27, 2017
Daha önce de birçok kez dile getirmeye çalıştığım gibi, Allah, bilimlerin ve bunlara ait disiplinlerin konusu asla olmamıştır, olmayacaktır da. Zaten, bir bilim veya bilime ilişkin bir disiplin Allah’ı, Cin’i, Şeytan’ı ve benzeri metafizik ürünleri konu edinmişse o bilimin veya disiplinin ruhuna Fatiha okunmasının "farz" olduğunu belirterek konuya gireyim.
İsimlerinin önünde elli ton akademik unvan olan İslami akademisyenler(!) deve sidiğine süt karıştırınca tüm hastalıklara fena halde şifa olduğunu(!) tartışadursun, son on beş – yirmi yıldır bıktırıcı şekilde yinelenen bir "Akıllı Tasarım" furyası, dinin ve bilimin karşılaştığı her noktayı kasıp kavuruyor. Ya uydurularak ya da bilimle hiçbir bağıntısı bulunmayan tepeden tırnağa saçma düşüncelerin ezberlenmesine ve aptalca savunulmasına Doktor, Doçent, Profesör, gibi akademik unvan ikram edilirse olacağı bu!
Gerek sosyal medyada ve gerekse başta televizyon olmak üzere diğer platformlardaki tartışmalarda bu uyduruk söylentilerden başka bir şey bilmediği için tüm argümanları da yine bu saçmalıklar üstüne kuruluyor. Öyle ki, söyledikleri ve sordukları sorular bile saçma ve çocukça:
-Sen bir sivrisinek yaratabilir misin?
-Sen bunlardan birine benzer bile olsa bir ayet yazabilir misin?
-Eğer görmediğine inanmıyorsan kulağına da inanmamalısın, çünkü kulağını göremiyorsun.
-Tamam, ateistsiniz, Allah’a inanmıyorsunuz ama ayetlerini nasıl inkâr ediyorsunuz? Onlar sonuçta Allah kelamı!
-Kâinatın oluşumu ve kusursuz işleyişi, akıllı tasarım değilse nedir? gibi İslamiyet’e ilişkin "yetkinliklerini belirten" dahice(!) soruların ve iddiaların sahibi bu İslami akademisyenlerin, şeyhlerin ve müritlerinin kıçlarına su kaçınca oruçlarının bozulup bozulmayacağını 1400 yıldır bilememeleri, sanırım inandıkları Allah tarafından "kalp gözlerinin" (ne demekse!) mühürlenmesinin bir sonucu olsa gerek.
Tartışmalar sırasında anlayamadıkları ama dillerine pelesenk ettikleri "tesadüf" kavramını sık sık eleştirirken(!) "tezlerini" güçlendirme(!) çabalarının son noktası olarak her anlamıyla kusursuz olarak çalışan bir evrenin "tesadüf sonucu" oluşamayacağını söylemeleri ve cenneti garantileyen bir derviş edasıyla "Besmele" gemisine kurulmalarıdır.
-Elhamdülillah, elhamdülillah!
"Elhamdülillah" olmasına "elhamdülillah" da, evrene ilişkin gördükleri yıldızlar, güneş ve ayın dışında hiçbir bilgileri olmadığı, tüm astronomik bilgileri "Benim burcum terazi, seninki ne?" demekten öte olmadığı halde evrenin "kusursuz bir şekilde yaratıldığını" iddia etmeleri muhtemelen Allah’tan e-vahiy yoluyla bildirim almaları sonucudur.
Bu, işin bir tarafı… Diğer tarafı ise en az bu taraf kadar "evlere şenlik" bir teolojik mantık kompozisyonudur. En "ilmi"(!) olanı, biliyorsunuz "Akıllı Tasarım" dedikleri şey. Her şeyden önce "Akıllı Tasarım"dan söz ettiğimiz anda, bunun karşıtı olarak bir de "Akılsız Tasarım"dan söz etme zorunluluğumuz doğar. Çünkü, "tasarım" gibi bilinç / akıl gerektiren eyleme "akıllı" sıfatını ekleyerek tasarımın önemini artırdıklarını sanmakta ama gerçekte ucube bir totoloji karikatürü oluşturmaktalar; bunun nedeni her tür "tasarım"ın zaten aklın ürünü olduğunu, buna ayrıca "akıllı" niteleme sıfatını eklemenin hiçbir gereğinin olmadığını da bilmemeleridir.
Ama kapasite bu kadar olunca biz de bir an için Müslümanların çizdiği bu rotada ilerlemek zorundayız:
-Allah, içindekilerle birlikte evreni "tasarlamış" ve yaratmış. Buna süper galaksilerden tek bir nötrinoya kadar her birinin hareketliliğini (dolayısıyla dönüşümlerini) de ekleyelim.
Bu sava karşılık sorulacak ilk soru, Allah’ın kendini "akıllı" olarak ifade etmek gibi bir zorunluluğunun olup olmadığıdır. Eğer böyle bir zorunluluk yoksa bu "akıllı"lık gösterisi niye? Yok eğer böyle bir ifade zorunluluğu varsa, demek ki Allah hiç de Müslümanların ve diğer dinlerin iddia ettikleri gibi "sonsuzluk" içermiyor. O’nu "akıl", "bilinç", "düşünce" gibi yeteneklerle donatıp(!) yeniden yaratmakta olduklarını, dolayısıyla en büyük günah olarak kabul edilen "şirk koştuklarını" Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman bilmez. Tarihte ismi cismi saptanan milyonlarca tanrı, tanrıça, melek, şeytan ve benzerleri, işte tam da bu anlayış ve yöntemlerin farklı renkleriyle yaratılmıştı. "Tasarım", ölçüp-biçmenin, denemenin, planlamanın, yerleştirmenin ve daha birkaç uğraşının bileşimi olan bir eylemliliktir. Yok, inanırlar olarak eğer Allah’ta düşünce, mantık gibi şeylerin olmadığını söylerlerse bunu ayrıca tartışmayı isterim. Yeter ki Müslümanlar Allah’ta düşünce, mantık gibi yeteneklerin olmadığını söylesinler.
Allah’ın bir "tasarım" yapması demek, her şeyden önce O’nun bir "modelleme" yapmasını şart koşar ve sözünü ettiğiniz "sonsuz güce ve donanıma sahip" bir varlığın tasarıma, modellemeye, kıvıra-zıvıra ihtiyacı olmaz. Kendi kendilerine çalıp oynadıklarının belli bir bölümü hariç, tüm tartışmalarda Müslümanlar, sıkıştıklarını hissettikleri anda:
-Biz ne bilelim; Cenab-ı Allah öyle istemiş, öyle olmuş, diyerek paçalarını kurtarmaya çalışmaları sevimliliklerinin son halkasını oluşturuyor. "İstemek" eylemi, var olan ya da var olduğu düşünülen fenomenlerden biri veya daha fazlası için tercih etmek / seçmek düşüncesini (ve eylemini) kullandıracağı için bir önceki paragrafıma yeniden dönüş yapmak zorunda kalırız.
Gözleri bağlı olan at, değirmenin çarkını döndürürken daima düz yolda gittiğini sanır.
27 Temmuz 2017







0 Yorumlar:
Yorum Gönder