Korku!
İsmi bile içimizde ürpertiler yeşerten bir sözcük...
Kimi zaman yapmaktan, kimi zaman yapamamaktan kaynaklanan irili-ufaklı binlerce şeyden korkarız. Belli-başlı korkuları irdelediğimiz zaman uç noktada ölümü görmekteyiz; eğer ölümü “korku” kavramından söküp atarsak, geriye korkmamız için sadece birkaç şey kalıyor.
Birbiriyle sıkı bağıntılı üç büyük korku türü olduğunu düşünüyorum: Birincisi doğadan gelen korkudur, “Doğal Korku” diyorum. İnsanın doğa karşısındaki güçsüzlüğünden, bilinçsizliğinden ve dikkatsizliğinden doğan korkudur. Sel, yangın, heyelan, deprem, vahşi hayvanlar, donma ve benzeri durumlar karşısında oluşan korkudur. Bu korkuların özünde ölüm korkusu olduğu çok belirgindir.
Bilim ve teknolojinin sürekli olarak gelişmesi sonucu bu “doğal korkular” arasında ciddi azalmalar olsa da, değişik coğrafyalara baktığımız zaman grafiğin inişli-çıkışlı olduğunu ve devam ettiğini görüyoruz. Bu gördüklerimize bakarak da bilim ve teknolojinin o coğrafyaya ne kadar yayıldığını anlayabiliyoruz. Bir başka söylemle bu korkuların azalması ya da yok olması, bilim ve teknolojinin o coğrafyaya ne kadar girdiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Örneğin yeterli ve yerinde kullanılan malzemelerle yapılmış bir villada yaşayanlar için deprem sadece jeolojik bir terimi ifade ederken, eksik ve yetersiz malzemelerle yapılmış bir evde oturanlar için ölüm korkusunu ifade etmesi gibi...
İkincisi, insanın insandan korkusudur. Bu korkunun birçok değişik biçimi ve boyutu olsa da, ölüm korkusu yine ön plandadır. Kimi dönemlerde belli coğrafyalarda kurulmuş bulunan sosyalist toplumlarda insanın insandan korkması önemli ölçüde azalsa da, her geçen gün bu korku kendini katlayarak büyümektedir. Bana göre en önemli korku, insanın insandan korkmasıdır.
İnsanın insandan korkmasını besleyip büyüten, Köleci Toplum’dan beri siyasal erki ellerinde tutan egemen sömürücü sınıflardır.Sosyolojik tarihi oluşturan sınıf mücadeleleri bunun en somut örneklerini oluşturmaktadır; işgaller, ilhaklar ve insana aykırı diğer davranışlara karşı çıkış olan isyanlar bunları net belgelemektedirler.
Üçüncüsü, dinlerden gelen korkudur. Bu korku da yine egemenlerce beslenip, değişik renk ve biçimler verilerek insanlara dayatılan korkuların başlarında yer almaktadır. “Kutsal” kitaplarda “tanrılar”, “kullarını” kimi zaman azarlar, kimi zaman intikam alır, kimi zaman küfreder ve çoğunlukla da bitmek bilmeyen bin bir çeşit işkenceyle tehdit eder.
Şimdi bu üç başlıca korkuyu sözlüğümüzden çıkardığımızı düşünelim: Doğal afetlere ve vahşi hayvanlara karşı gerekli bilimsel ve teknolojik donanım sağlandığını (ki, insanın buna büyük bir çoğunlukla gücü yeter); herkesin üretimde olduğunu ve ihtiyaçlarını sorunsuz karşıladığını, yani zengin-fakir ayrımının ortadan kaldırıldığını; tamamen uydurma söylentilerden ibaret olan ve hiçbir gerçekliği bulunmayan dinlerin yerine bilim geçirildiğini düşünün.
Soruyorum:
Korku var mı?
03 Şubat 2008
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home »
Makale-2008
» Korkusuz Yaşam









0 Yorumlar:
Yorum Gönder