ABDullah Gül
ABDullah Gül, Cumhurbaşkanı olacak şükürler olsun!
Toplumun değişik kesimlerince değişik tepkiler dile getirildi; kimisi iyi olacağını söyledi, kimisi kötü olacağını söyledi ve kimisi de (ki bu çoğunluktur) “Valla abi, öyleymiş galiba ama ben siyasetle ilgilenmiyorum” dedi...
Camileri kışla, minareleri süngü yapan “Cihad Ordusu”nun “Komutanı” Başbakan Erdoğan’ın astı olan Gül, şimdi onun “amiri” durumuna gelecek. Bakmayın siz ABDullah Gül’ün “üst” olacağına, O yine Başbakan Erdoğan’dan alacak emirleri, Erdoğan da ABD’den ...
“Benim Cumhurbaşkanım değilsin!” diyene hemen kapı gösterildi:
-O zaman vatandaşlıktan çık!
- Kim diyor bunu?
- Başbakan Ebu Recep bin Tayyib el Erdoğan!
- Kime diyor?
- Bekir Coşkun’a.
- Bekir Coşkun kim?
- Başbakan’ın “vatandaşı”.
- Ne iş yapar bu “vatandaş”?
- Gazeteci.
- Peki Başbakan’ın bu mantığı nereye dayanmaktadır?
- Seçim öncesindeki mantığı Kafirun Suresi, Ayet 6’ya dayanırken, seçimlerden sonra güçlen(diri)lerek çıkınca (Örneğin: Bakara Suresi, Ayet 193 (ve daha onlarca ayet)’e dayanmaktadır.
Gazeteci-Yazar Bekir Coşkun
Daha ilk günden yapılan dayatmayı görüyor musunuz? Bu mantığa göre en az 60 milyon kişi vatandaşlıktan çıkarılması gerekmektedir.
Bundan sonra nelere mi hazırlıklı olmalıyız? Söyleyeyim: 1400 sene öncesine giderek:
Tüm kamu (hastane, okul, toplu taşıma, toplu eğlence yerleri, vb) kuruluşlarında “Haremlik ve Selamlık” ayrımına;
Tüm okulların girişine “Bismillahirrahmanirrahim” yazılmasına ve okul isimlerine “mübarek evliyalar”ın isimlerinin verilmesine;
Cuma günlerinin dışındaki tatillerin kapatılmasına;
Erkeklerin sakalsız, kadınların da tesettürsüz (ama belki de burkasız) dışarı çıkmalarının yasaklanmasına;
Tüm kadınların bir anda “köle-mal” durumuna getirilmesine ve “çok karılı evlilik”lerin devasa artışına;
Hastanelerde herkesin kendi hemcinsine kontrol olmasının zorunluluğuna;
İlaç yerine (dindarları tenzih ederim) din bezirgânlarından olan “nefesi keskin” hacı-hoca takımının “okuduğu” suların ve “her derde deva” muskaların içirilmesine ve pazarlanmasına;
Değişik alanlardaki güvenliğe ilişkin olarak zaten az olan bilimsel güvenliklerin önlemlerinin yerinin “Hameyli”ye bırakılmasına;
Başka dinlere mensup kişilerin seri halde cinayetlerine ve dini ibadetleri yerine getirmeyenlere meydan dayağından işkenceli idama kadar uzanan vahşet gösterilerine;
İnsest ilişkilerdeki devasa yükselişe;
Başta grev olmak üzere iktidara yönelik en masumca işçi protestolarının bile yasaklanmasına ve şiddet ile bastırılmasının artışına;
Her sene kana bulanan işçi sınıfının “Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü” olan 1 Mayıs’ın adının bile anılmamasına;
(...)
Yukarıdaki kaygılarım inandırıcı gelmiyor değil mi?
Bekleyip görelim...
20 Ağustos 2007






0 Yorumlar:
Yorum Gönder