Paylaşımlarımla zenginleşin, paylaşımlarınızla zenginleştirin! "Sevdiğimi Haykırsam Anadolu'ma" isimli şiir kitabım "Artshop Yayınları" tarafından çıkarılmıştır. Kitapevlerinden arayabilirsiniz.
Okunan her kitap, aklın ve gözlerin rengini değiştirir. Linki verilen "Gökyüzü Kitapevi" sizler için hazırlanmıştır.
Şu an üç farklı seri yazım devam etmektedir. Okumanızı öneririm.
Bilim ve Teknoloji alanındaki gelişmelerden haberler... İşinize yarar :)
İslam'ı bilmeden savunmayın. Okuyun, anlayın benimseyin ve sonra savunun.
"Onur" ile "Çağlar" arasında geçen edebi sohbetleri içermektedir.
Belli alanlarda isim yapmış insanlarla mini "polemik" yapmaktayım. Paylaşımlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum.
Değişik konularda mizah içerikli paylaşımlar yapmaktayım. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın :)
Home » » Sanat Üzerine

Sanat Üzerine

Gönderen : Onur Çağlar Tarih : 23 Kasım 2014 Pazar Saat : Kasım 23, 2014



Tanımlamalara Bazı Örnekler

”Sanat kelimesi Arapça'da amel, iş yapma anlamlarını ve­ren «san'a» kökünden gelmektedir ve yapılan iş, alet yar­dımıyla, belirli bir el becerisiyle sürdürülen marangozluk, duvarcılık gibi meslek dallarını kapsamaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime Arapça'da, insanın akıl ve zekâsını kullana­rak yaptığı işleri anlatır. Bugünkü Türkçe'de kullandığımız «sanat» keli­mesi, Osmanlıca'da bir değişiklik geçirmiş, yeni kazandığı anlam ve muhtevayla birlikte benimsenmiş­tir.

Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: ‘İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı’. Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tane­sidir.

Maddi fayda gözeten sanatlardan ayırabilmek için ‘güzel sanat’ kavramı içinde, sanat'ı şöyle tanımlamak mümkün­dür: 'İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasın­dan doğan ruhsal bir faaliyettir. [1]

“Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir ol­gudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı gö­rünümlerde ortaya çıkmıştır.

Bugün sanatın 'duygusal ve düşünsel etkileme gücü'ne sa­hip oluşu daha belirleyicidir. Bu anlayışa en uygun tanımı yapan Thomas Munro'ya göre; 'sanat doyurucu estetik ya­şantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir.'
Sanat, güzel ile uğraşır. Güzel göreceli bir kavramdır. Kendi içinde tutarlı bir bütünlüğü taşıyan şey çirkin, acı verici, iğrendirici bile olsa estetik açıdan güzeldir.

Sanat, nesnel ve öznel yaklaşımlara göre farklı açıklanır. Nesnel yaklaşımda sanat, toplum­sal etkilerle, öznel yakla­şımda ise salt bir bireysellikle yaratılır.

Immanuel Kant  Kant'a göre; sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yara­tabilir.

Georg Wilhelm Friedrich Hegel'e göre; sanattaki güzellik doğa­daki güzellikten üs­tündür. Sanat, insan aklının ürünü­dür. Kendisine doğanın taklidinden başka amaç bulmalıdır.

Karl Heinrich Marx'a göre; yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, top­lumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel insana ulaşma çabası içinde sa­natlar gelişebilir.

Benedetto Croce'ye göre; güzelliğin yerine anlatımı öne çıkarır. Sanat, sezginin ve anlatımın birliği­dir. Bireysel ve teorik bir etkinliktir. Doğa, sanatçının yorumu ile güzel olabilir.

Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekânın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bü­tünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekâsı ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.” [2]

Aşağıdaki tanımlama da Türkçe Sözlük'ten alınmıştır:

1. Bir duygunun, tasarının veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.
2. Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk öl­çülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.
3. Bir şey yapmadan gösterilen ustalık.
4. Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü.
5. Zanaat.” [3]

Tanımlamaların Yüzeysel Yorumları

Birinci Tanımlama:

Etimolojik bir açılımla giriş yapan geocities.com sitesi, bir başka tanımlamayı örnek alıyor:

”Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: 'İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı'. Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tane­sidir”

Bu minicik tanımlama, doğrusunu isterseniz benim için de güzel bir tanımlama olmuş. An­cak bu tanımlama makale, inceleme, vb gibi ciddi yazın çalışmalarında kullanılamaz. Sa­dece sohbet sırasında bu tanımlama yapılabilir / kullanı­labilir.

Açılımın devamında site, "Maddi fayda gözeten sanatlar­dan ayırabilmek için ‘güzel sanat’ kavramı..." diye devam ediyor.

”Maddi fayda gözeten sanat...”
Önce bu... Aslında bu giriş, bilerek veya bilmeyerek yapı­lan bir dikkat çekiştir. Doğrudan burjuva sa­nat anlayışına yapılan bu göndermede katılmadığım yerler var.
Sanat, insan ürünüdür ve “etli, kanlı, canlı” olmadığı için “sanat”ın her hangi bir maddiyat veya maneviyat beklemesi mümkün değildir; sanat bir üründür. Maddi veya manevi bir beklenti içinde olan (niye böyle bir beklenti içinde ol­duğu veya olması gerektiği (mi?) sanat­çının içinde bulun­duğu koşulların bir değerlendirilmesiyle yanıtlandırılır) sanatçıdır; o ürünü yapan insandır.

Bir başka şey ise, sanat kavramını sadece güzel sanatlar içinde açmasıdır.

Güzel sanatlar: Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro gibi insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar.

Görsel Sanatlar: Resim, oymacılık, heykelcilik, mimarlık gibi sanatlar, plastik sanatlar.

Edebi Sanatlar: Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı söz ve manaya bağlı anla­tım ince­liği ve özelliği. vb. vb. [4]
Görüldüğü gibi öylesine iç içe geçmiş ki, konunun uzman­ları bile işin içinden çıkamamış... ”Klasifikasyonları” yine konunun uzmanlarına bırakıp, devam edelim.

Maddi fayda (başta para olmak üzere diğer maddi veriler) beklemek günümüzün gerici ve faşist sistemlerinin şöyle veya böyle bir dayatması ile olmaktadır. Günümüz sistemi maale­sef ki me-taya dayalıdır. Sistemin gözünde her şey me-tadır ve topluma da onu dayatmak­tadır. Çünkü sistem­ler toplumlara, toplumlar da bireylere birer daire çizip, “Buradan dışarı çıkarsanız yakarım!” diyor ve bizler bunu kabulleniyoruz.

Maddi şeyler beklemek zorunludur günümüzdeki sistem­lerde. Sanatçı, yaptığı sanat ürünle­rini pazarlayarak para kazanmakta ve yaşamını böyle sürdürmektedir. Bir ressam, resimle­rini, müzisyen müzik parçalarını, tiyatrocu oyu­nunu, şair şiirlerini “pazarlar”. Bu, yukarı­daki gerekçeden dolayı zorunludur.

Site, tanımlamasında diyor ki:

”İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasın­dan do­ğan ruhsal bir faaliyettir.”

Sanat tanımına ilişkin önemli veriler bu tanımlamada var, ama yeterli değil. İnsanlar (sa­natçılar) sadece “doğa karşı­sında” bulunmazlar; sadece “doğayı” yorumlamazlar; sa­natçı­lar, toplumun bireyleri oldukları için ve esas olarak toplumu işlemek zorundadırlar. Neden toplumu işlemek zorunda olduğuna birazdan değinmeye çalışacağım. Top­lumu içine alma­yan bu tanımlama bundan dolayı da eksik­tir.

Bu, birinci tanımlamaya ilişkindi. İkinci tanımlamaya ge­çiyorum.

Fotografya sitesi kısa birkaç bilgi verdikten sonra tanımla­mayı yapıyor:

”Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekânın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bü­tünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekâsı ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.”

Bu tanımlamanın hiçbir değeri yok! Site, sanatı ve sanatçıyı “ulaşılamaz/ anlaşılamaz” görmekte, neredeyse “Sanatı da, sanat­çıyı da sanatçı anlar” demektedir. Derin bir “biline­mezcilik” içindedir, adeta “efsunlu labi­rentler güzergâhı­dır” sanat...

Yanlış!

Dehalık, dâhilik her alanda gereklidir. Olsa tabi ki daha verimli olunur ama sanatçı olmak için 'deha' kıstasının ko­nulması yanlıştır. Bu, var olan sanatçıların hepsinin de “dahi” ol­duğu tezini getirir ki, gerçeklikle ilişkisi olamaz.
Sanatçı sadece zekâsıyla ve sezgileriyle çağının önünde olmaz; sanatçı, (en azından kendi alanıyla ilgili ama) genel olarak entelektüel duruşuyla (düşünmesi, üretmesi, paylaş­ması ve yönlendirmesiyle) toplumun önünde olur. “Onu (yani sanatçıyı) anlamak için çaba gerekti­rir” sözü, içi boş bir kutsamadır.

Türk Dil Kurumu'nun yaptığı tanımlama ise; birinci mad­denin sonunda söylenilen “...ortaya çıkan üstün yaratıcılık.” olması mümkün değil. Bu durumda her sanat eserinin “üs­tün” ol­ması gerekir ki, olası değil. Diğer maddeler uygun değil. Sadece birinci maddede “üstün yaratıcılık olayı” sözü doğru değildir. Diğer sözler, yine doğru tanımlamaya ilişkin veriler vermektedir.

”Sosyal bilincin ve insan aktivitelerinin, gerçekliği artistik imajlar halinde yansıtan ve dün­yayı estetiksel tarzda kav­rama ve temsil etmenin en önemli araçlarından bir olan sanat, 'Kültür' kavramını oluşturan yüzlerce fenomenden biridir.”

Tam ve doğru tanımlama, bu tanımlamadır.

Demek ki sanat, her şeyden önce “Kültür” kavramını oluş­turan birçok fenomenden sadece biridir. Buradan da anla­şılacağı üzere, içinde doğduğu / şekillendiği kültürün ağır­lığı, o sanatın üstünde kendini eni-konu hissettirecektir. Ve bu hissettirme, çoğunlukla belirleme boyutundadır.

Tıpkı ülkemiz genelindeki egemen sanatın yoz burjuva sa­nat olduğu, devrimci sanatın ise “azınlıkta” kalması gibi... Bunun nedeni, devrimcilerin ya da devrimci yapılanmaların (var olan özgül eksiklikleri dışında) genel eksikliği / yeter­sizliği değil, doğrudan sisteme egemen olan sınıfın burjuva sınıfı olmasından kaynaklanmaktadır.

Ve sosyo-ekonomik formasyondur...

Yani toplumsal boyuttaki sanatın değişimi için o sosyo-ekonomik yapının değişimi şarttır; veya bir başka deyişle, belli bir sosyo-ekonomik yapı içinde oluşan nicel veya nitel boyuttaki değişimler, sanatı da nicel veya nitel olarak de­ğiştirir.

Tüm çalışmalarının kaynağı emek olan sanatın gelişiminde halk(ın konumu) her zaman çok büyük bir rol oynadığı için, halkla sanat arasındaki yüzlerce bağlar, sanatın spesi­fik özel­liklerinden biri olan "ulusal karakterde" görülmek­tedir.

Sanatı diğer sosyal bilinç formlarından ayıran en temel özellik, sanatın konu maddesi, in­sanla gerçeklik arasındaki estetik ilişkidir ve sanatın başlıca görevi dünyanın artistik açılı­mıdır. Ya da bir başka deyişle sanatçı; bütün çeşitliliği ile yaşamı (kendi dünya görüşü ve entelektüel seviyesiyle doğrudan orantılı olarak) özümseyerek spesifik bir yansıma formu halinde (yani duyusal ve mantıksal, soyut ile somut, tekil ile tümel ve öz ile görünüş arasın­daki organik bağın­tıyı dile getiren artistik imajlar halinde) yaratan, yöneten ve aktaran insandır.

Gerçekliğin sanata yansıtılmasının nesnesi ve biçimi sana­tın özel görevini belirler; yani güldürür, ağlatır, mutluluk verir; psikolojik olarak artı ve eksilere yol açar... Buradan da anlaşılacağı üzere, gerek (bilerek veya bilmeyerek) tem­sil ettiğimiz sınıf(lar)ın, gerek içinde bulunduğumuz siste­min bizi belirlediği (veya etkilediği) oranda ideolojik / si­yasal davranış kaçınılmaz olacağından, her sanat eseri şöyle veya böyle bir sınıfın damgasını taşır. Çünkü artistik imajların, sanatçının yaşam hakkındaki bilgisine ve yetene­ğine dayanan estetik oluşumlar olduğu gerçeği bize bunu dayatmaktadır.
3] Türk Dil Kurumu
4] Türk Dil Kurumu

Notum: Kaynak olarak verdiğim sitelerin bazıları yayından kalkmış.

08 Aralık 2005

0 Yorumlar:

Yorum Gönder