Çocukluğumdan beri okumaya düşkünüm. Kuşkusuz kitaplarda da önceliklerim var ama hangi konuda olursa olsun, ne bulursam okurum, çünkü her okuduğum eserden sonra bilgimin ve bilincimin renkleri ya değişir, ya keskinleşir. Hava şartlarına uygun olarak kimi zaman kapalı bir alanda kimi zaman açık alanda; örneğin dere kenarında ya da minik bir korulukta sırtımı ağaca yaslayarak yaptığım okumaya kuşların ötüşlerinin eşlik etmesinden müthiş zevk alırım. Kuş sesleri beni kesinlikle rahatsız etmez. Okuduğum eseri sonsuz, masmavi bir gökyüzüne çevirir, ben kuş olur, sayfalar arasında özgürce kanat çırparım.
Bir ay kadar önce küçük bir korulukla minicik dalgalarını birleştiren göl kenarına kitap okumaya gittim. Bir taraftan yüzen, sohbet eden, oyunlar oynayan, bir şeyler yiyip içen insanlara bakarken diğer taraftan da kitabımı okuyordum.
Yaklaşık bir saat kadar sonra önümden iki genç göle doğru yüzmeye gidiyordu.
-Şimdi görürsün; seni geçeceğim, dedi genç kız gülerek.
-Seni seviyorum miniğim, diyerek kızın dudaklarından öptü erkek ve sarılarak yürümeye devam ederlerken içimden bir türkü tutturdum:
-Seni seviyorum miniğim, diyerek kızın dudaklarından öptü erkek ve sarılarak yürümeye devam ederlerken içimden bir türkü tutturdum:
“Seni yerlerde, göklerde bulamazlarken,
Bende gizli olduğunu sezenler olmuş”
Tekrar kitabıma yöneldim. Soner Yalçın’a ait olan “Efendi 2, Beyaz Müslümanların Sırrı”ydı. Bir süre okuduktan sonra ilginç bir bölüme (gerçi tüm konuları ilginç bulmuştum), “Resmi belge ile” ırkçı şair Nihal Atsız’ın bir “dönme” olduğunun açıklandığı bölümdeydim. İbrani asıllı bir dönmeymiş…
Okumaya ara verdim ve Nihal Atsız’ı düşündüm. Bir İbrani, mantık parçalayacak kadar Türk ırkçısı olabiliyordu! Aklıma Adolf Hitler geldi. O da Avusturya’lıydı ve görünen o ki, Atsız ondan çok şey öğrenmişti! Peru’nun 10-15 yıl önceki Japon diktatörü olan Fujimori’nin Peru’daki halka yönelik yaptığı konuşmalarında Peru’luların nasıl da asil kan taşıdıklarını ve kahraman bir ulus olduklarını (Atatürk gibi!) söylüyordu!
Her yerde söylemleri aynıydı! Tek farklılık, coğrafyaların değişikliğiydi. Bunları düşünerek tekrar kitabıma yöneliyordum ki iki bağırtı ile başımı göle doğru çevirdim. Tartışanlar, az önce önümden geçen “sevgililerdi”. Diğer insanlar da onlara bakmaya başladılar.
-Sen tamamen delisin! Artık seninle kesinlikle çıkmam! diyordu kız.
-Sanki senden başka becerilecek kız mı yok? Deli sensin, kapat gaganı! diye karşılık verdi erkek.
Onların kavgalı yürüyüşlerine bakarak türküme devam ettim:
“Aramızda dağlar, yollar, yıllar var iken,
Beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş”
Beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş”
23 Ağustos 2009






0 Yorumlar:
Yorum Gönder